İnsan; tefekkür, tahassüs, tahayyül ve tasavvur gücünü hayra yöneltmezse, şeytan onun düşüncesini şerre yöneltir. Dolayısıyla o insan, Rahmânî bir tefekkür nîmetine sahip olamaz. Cenâb-ı Hakk'ın nîmet olarak lûtfettiği aklî ve kalbî kabiliyetlerden istifade edeceği yerde zarar eder.
O hâlde bir mü'minin, Kur'ân-ı Kerîm ve Sünnet-i Seniyye'nin gösterdiği istikamette; aklını-fikrini dâimâ hakka ve hayra yorması îcâb eder.
Kundak ile tabut arasındaki maceranın sırrını, bu dünyaya geliş ve buradan da ukbaya geçişin hikmetini kavrayabilmek... İnsan, bu muammayı çözüp ebedî kurtuluşa edebilmek için ömür boyu gayret sarf etmelidir.
İnsan, Allah'ın sanatındaki hârikulâdelikleri ne kadar çok öğrenir ve üzerinde ne kadar tefekkür ederse, O'nun celâl ve azameti hakkındaki marifeti, yani Hakk'a yakınlığı da o nisbette artar.