Yıldızlı bir gecede gökyüzüne bakan Blaise Pascal, onun sınırsız uzayı ile ürpermişti. "Kalbin, aklın bilemeyeceği sebepleri vardır," diyen bu dâhinin o devasa boşluk karşısında hissettiği endişe, modern bir durum. Göklerin sustuğu ve boşaldığı, karanlık, soğuk ve ıssız hale geldiği, meleklerin insanlara görünmediği yeni bir çağ. Müzikli kozmostan boş ve sınırsız evrene geçiş...
Eski Mısırlılar da mumyalama işlemi sırasında tüm organları (bu arada beyni de) çıkarırken, kalbi yerinde bırakırlarmış. Zira kalp, onlara göre ruhun, aklın ve duygunun tahtıdır.
Carl Jung, huzuru aradığı yolculuklarından birisinde, bir Kızılderili reisiyle oturur. Kabile reisi Dağ Gölü, ona beyaz adamların deli olduğuna artık iyiden iyiye kanaat getirdiğini söyler. "Niye?" diye sorar psikoloğumuz. "Kafalarıyla düşündüklerini söylüyorlar," diye cevap verir bilge reis. "Herhalde," der Jung, "ya siz neyle düşünüyorsunuz?" Reis Dağ Gölü, kalbini işaret eder, "Biz burada düşünüyoruz."