Anlamadın, anlaşılmaz. Anlaşılmayacağını anladığında bile denizler aşmış olursun. Ama kainat denen dürülmeyi bekleyen boşlukta, denizlerin sığıştığı kürenin bir nokta olduğunu gördüğünde, denizler aşmış olmak bile sana kum, sana hava, sana zerre gelir. Buna şükredersin. Ancak o zaman anladım dersin. Bu demektir ki; anlamadım, çünkü anlayamam, beni aşar. Bilen, ben bilmem der, bilmeyen, ben bilirim der. Bilen, bilemeyeceğini bilendir. Bilmeyen, bilemeyeceğini bilmeyendir.
Anlamak, bir anlamda büyük bir hayal kırıklığıydı değil mi? Anlayınca mutmain olacağını zannederdi insan, oysa anlamak sınırının da haddinin de farkına varmak demekti. Anlamak, anlayamayacağı milyonlarca şeyin varlığını keşfetmek demekti.