Samimiyet, nezaket, görgü gibi kavramların içlerinin boşaltıldığı garip bir zaman diliminde yaşıyoruz. Kabullenmemiz gereken temel nokta bu, ne kadar içten yaklaşmaya kalkarsak o kadar içten kuşatılıp dışarıdan tarumar edileceğiz ve bunu bize yapanlar belki de en güvendiğimiz kişiler olacak. İnsanın insana hem yabancılaşıp hem de bu kadar benzediği bir dönem bu, karanlık zihinlerin kelepçelerini, kuzu maskesi takmış kurtların manevi pusularını ve klişe teselli cümleleri ile başımızı ağrıtan seslere katlanmak zorunda bırakılıyoruz; kitaplara kaçıp tabiatla huzur bulup yalnızlığımıza sarılıp kendi omzumuzda dinleneceğiz.