Gülçin Hanım çok teşekkür ederim, ben de o zaman türkünün hikâyesini anlatayım 🙌🏿
Çarşamba Ovası'ndaki köylerden birinde, yoksul bir ailenin oğlu olan Ahmet kalbini Melek isimli genç bir kıza kaptırmış. Melek bunu fark ettikten sonra o da aşkını Ahmet'e söylemiş ve ikisi sözlenmişler. Bir süre sonra Ahmet askere gitmiş ve Ahmet'in yokluğunu fırsat bilen ağanın oğlu ona açılmış. Ancak Melek'in gözü Ahmet'ten başkasını görmediğinden onu reddetmiş. Reddedilmeyi sindiremeyen ağa oğlu Melek'i kaçırmış.
Bu haber bir süre sonra Ahmet'e ulaşmış. Ahmet olayı duyduğu gibi askerden kaçıp Melek'i aramaya koyulmuş.
Ahmet'in sevdalısını aradığı günün birinde öyle çok yağmur yağmış ki Çarşamba sular altında kalmış. Sel önüne kattığı her şeyi beraberinde almış götürmüş.
Felaket dindiğinde toplanan köylüler bir kayanın üzerinde iki kişinin el ele tutuşan cesedini görmüş. Bu iki ölü beden Ahmet ve Melek'e aitmiş.
Rivayete göre kaya yediye bölünmüş ve her parçasından sular fışkırmış. Köylüler bunu "doğanın ağıdı" olarak nitelendirmiş ve dua etmeye başlamışlar. İşte ettikleri bu dua zaman içerisinde "Çarşamba'yı Sel Aldı" türküsüne evrilmiş.