Çisem, Değiştirilmiş Karbon'u inceledi.
 03 May 13:42 · Kitabı okudu

Orjinal adıyla Altered Carbon. Kitabı ve dizisi Black Mirror'u anımsattı, izleyenler bilir. Teknolojinin gelişmesini istediğim bir o kadar da istemiyorum. Zira bu kitabın gidişatında teknoloji iyi bir rol oynamıyor ''naçizane fikrim''. Korkunç bir dünya şahsen, ölümün olmadığı o günleri görmek istemezdim. Kim ister ki? Ölümsüz olmanın iyi bir yanını göremiyorum. Delirirdim ve bir de bunun için teknoloji gerekirdi falan hiç gerek yok :P

Neyse gelelim kitabın konusuna. İnsanlar ölümsüzlük gibi aşırı üst düzey bir teknolojiye sahipler. Birinin bedeni öldürülse bile bellek teknolojisi ile başka bir ölü bedenin içerisine aktarılıp hayatına devam edebiliyor. Diğer ölü bedenler ne oluyor diye soracak olursanız, teknolojinin üst düzey olduğu yerde dahi parayı veren düdüğü çalıyor. Servet sahibi bir sefih, kendi cinayetini araştırması için bir elçi tutuyor (Önceki bedeni öldürüldü mü, yoksa intihar mı etti?) gibi. Bu elçinin bedeni öldürülmüş belleği başka bir bedene aktarılmıştır. Okurken bazı kısımlarda beyniniz error verebilir lakin gülü seven dikenine de katlanır. İyi okumalar.

{Ç News}'te Bugün;
Merhabalar Efendim....!!!

Pazar Gününüze Edebiyat katmaya geldik...! Bugüne özel kahvaltı ile güne erken başlayanlarla, bir tek pazarım var uyuyacağım ben diyenler diye ikiye ayrılıyor bu grup. Tabi ki çalışanlar ve eşi'nin zoru ile dışarıya gidenleri ayrı tutuyoruz..!

Kahveleri hazırlayın, {Ç News} Yayında....!!

Günün Sözü:

"Arzu öyle bir şeydir ki, hiç doymak bilmez; bir çok insanların hayatı, arzuları doyurma yollarını aramakla geçer."

~Aristotales

Şimdi; Üç Edebiyat haberi, Üç İnceleme ve Üç Alıntı...!
Hazırsanız, haydi başlayalım....!

En Çok Okunan Ama En Az Anlaşılan Filozof: 26 Maddede Friedrich Nietzsche... Devamı için buyrunuz;

https://listelist.com/nietzsche/

Black Mirror'u kimler izliyor yerine, kimler izlemiyor ki diyelim.. Günümüz insanlarına yani bize çok güzel mesajlar yollayan dizinin yapımcıları bakalım neler demişler.. Röportaj için buyrunuz;

 https://kayiprihtim.com/...mcilariyla-roportaj/

Kundera’dan Küçük Bir Kafka-Hašek Karşılaştırması.. Güzel bir yazı... Okuyun diyorum;

 http://canyayinlari.com/...a-ek-karsilastirmasi

Haberlerimiz bitti... Şimdi sıra günün incelemelerinde;

Mete Özgür 'ün ->> #25684052

Rüveyda Hanım 'ın ->> #26109802

Esra D. 'nin ->> #28051267

"Özenle ve emek harcanarak yazılmış bu incelemeleri öneriyoruz... Her gün üç inceleme diyoruz.. Bu incelemeler kişisel beğenim karşılığında eklenmiştir..! İyi okumalar...!"

İncelemerimiz bitti. Şimdi sırada günün Alıntılarında;

Fox Mulder 'un bugün için seçtiği üç alıntı;

"Hiçbir mutluluk uzun sürmüyordu; bunu biliyordu."

Deniz Feneri, Virginia Woolf  #29246001

~

"Cehennem boşalmış, şeytanlar aramızda."

Kırlangıç Çığlığı, Ahmet Ümit #29246300

~

"Boş insanlar sıkı taraf tutar."

Ey Vatan, Osman Pamukoğlu #29246311

"Alıntıların sonlarında ki linklere giderek, asıl alıntı sayfalarını ziyaret edebilirsiniz. Desteği ve emeği için Fox Mulder'a Teşekkürlerimizle.."

Günün Şarkısını İliştirelim;
https://youtu.be/JctCuJuzuXs

Birlikteliğimizin bugün de sonuna gelmiş bulunmaktayız...
Pazar gününüz güzel geçsin, mutlu olunuz...

Hergün;
Üç Haber, Üç İnceleme, ve Üç Alıntı ile sizlerleyiz...

Sağlıcakla kalın....!

{Ç News}

Lâlcivert, Suç ve Ceza'yı inceledi.
 10 Nis 00:55 · Kitabı okudu · 7 günde · Beğendi · Puan vermedi

15.453 Okunma
611 İnceleme… (bu da 612. olacak sanırım...)
Bu kitap üzerine bu kadar konuşulmuş, bu kadar tartışılmış, düşünceler paylaşılmışken üstüne bir şey ekleyebilir miyim bilmiyorum. Fakat aynı zamanda ne söylesem bir şeyler eksik kalacakmış gibi de hissediyorum…

Kitapta her karakter dolu ve gerçek. Hiçbiri sırf ortam kalabalık olsun diye öylesine koyulmamış kurguya. Hepsinin bir hayatı, bir kişiliği var; bir isimden ibaret değil hiçbiri. Bunun yanında her karakter sosyolojik, psikolojik ve felsefi açıdan bir şeyler anlatıyor; Sonya, Katerina Ivanova, Svidrigaylov, Lujin… Her biri toplumsal yapının hamurunda yoğrulmuş gerçek insanlar. Belki Raskolnikov ana karakter ama kalanların da kitabın içinde devam eden bir hayatı, bir kişiliği, düşünce yapısı var ve her biri kendine has...

Hatta kitabı okurken sürekli ‘Dostoyevski bu kitabı yazdıktan sonra nasıl kendine gelebilmiş?’ diye de düşündüm. Bir karaktere bu denli bürünebilmek, bu denli hissedebilmek, yazabilmek… Kişinin kendisini, kendi karakterini sarsmaz mı derinden?...

Kitap karakterlerinin Dostoyevski’ye etkisi neydi bilemiyorum ama kitabı bu kadar etkileyici yapan buydu yine de…

Buradan sonra yazacaklarım spoiler içerebilir :)))

Sosyal Psikolojide Cognitive Dissonance yani Bilişsel Çelişki denen bir kavram var. Bu olay sizin bir olaya olan yaklaşımınız ve davranışınız çakıştığı zaman ortaya çıkıyor. Ve biz bunu hayatımız boyunca sürekli yaşıyoruz. Fakat bizim bu çelişkiden kendimizi kurtarmamız gerekiyor; içimizi rahat ettirmemiz gerekiyor bir nevi. Bunun için de üç seçeneğimiz var; ya davranışımızı değiştireceğiz, ya yaklaşımımızı ya da (ki biz genellikle bunu yapıyoruz) üçüncü bir yaklaşım (diğer bir tabirle bahane, bir ‘ama’) ekleyeceğiz.

Yani: öldürmek kötü (yaklaşım), ben insan öldürdüm (davranış)… Bu durumda ya insan öldürmeyeceğiz, ya insan öldürmenin kötü bir şey olmadığı yaklaşımını edineceğiz, ya da öldürmenin kötü olduğunu düşünmemize rağmen öldürmeyi haklı çıkaracak yeni bir yaklaşım ekleyeceğiz.

Ben kitabı okurken Raskolnikov’un durumunu buna benzettim açıkçası. Ve Raskolnikov’un kendini işlediği cinayete karşı savunması benim gözümde onun bu çelişkiden üçüncü bir yaklaşımla çıkma çabasıydı. Kitabın sonlarına yaklaştığımda yaptığından hala pişmanlık duymamasının nedenini de buna bağladım biraz.
Hatta belki de diğer kadını aklına getirmemesinin en önemli nedeni de buydu. Çünkü savunduğu, kendini inandırdığı yaklaşım Alyona İvanova için geçerliydi. İkinci maktul bir oyunbozandı…

Bunun yanında Raskolnikov’un Sonya’ya her şeyi itiraf ettiği yerde Alyona’yi bir ‘bit’e benzettiğinde aklıma Black Mirror dizisindeki bir bölüm geldi. Hani askerlerin gözüne, ‘diğer’ insanları canavar gibi gösteren bir cihaz yerleştiriyorlar ve böylece askerlerin, ‘diğer’lerini vicdan azabı çekmeden öldürmelerini sağlıyorlardı. Bu aynı zamanda günümüz ve geçmiş savaşlarda da yapılan bir şey; karşı taraf… düşman; insan değil. Çünkü insan kendi türünü öldürmeye meyilli bir varlık değil aslında (hayvanların bir çoğu da öyle). Bu yüzden bunu karşı tarafı insanlıktan çıkararak (dehumanization) yapıyor ve böylece acı da çekmiyor. Belki de bunu da üst taraftaki Bilişsel Çelişkiye bağlayabiliriz. Karşı tarafın bir canavar olması, bir düşman olması ya da ‘bit’ olması öldürmenin haklı bahanesidir belki de... Bilemiyorum. Bir bakış açısı benimki sadece.

Raskolnikov’un bu cinayeti işlemesinin birçok açıklaması olabilir. Sosyal açıdan kendini istediği yerde görememesi, içinde büyüyen kibri, toplumsal hayata uyum sağlayamaması, yalnızlığı (istediğini sandığı yalnızlığı), ailesinin durumu, sahip olduğuna inandığı potansiyeli kullanamaması, sömürü, haksızlık, adaletsizlik, baskı….

Ya da bunların hepsi…

Raskolnikov’un baltası her şeyden önce bir isyandı bence, bütün açıklamalardan öte. Haklı ya da haksız… Fakat okurken anlıyorsunuz Raskolnikov’u hak verseniz de vermeseniz de. Güzel yanı da bu işte.

Son olarak kitabın sonunun böyle biteceğini hiç düşünmemiştim açıkçası. Hele de Beyaz Geceler’den sonra :)) Huzurlu bir şekilde kapattım son sayfayı ve mutlu oldum çünkü artık umut vardı Raskolnikov’un içinde… Raskolnikov’a huzura kavuşturan insanın da Sonya olması sanırım başka bir yazının konusu oluyor… Çok uzattım çünkü :)

Bana hayata dair bir şeyler katan, yaptığı çağrışımlarla keyif veren güzel bir kitaptı Suç ve Ceza… İkinci kitabımdı Dostoyevski’den ama son olmayacak gibi gözüküyor bunda bu etkinliğin etkisi büyük. Emeği geçen herkese teşekkürler, keyifli okumalar. :))

Gönül Tbk, Dava'yı inceledi.
 28 Mar 11:43 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Franz Kafka kendi döneminde ve yaşadığı hayat şartları itibari ile hayatı , sistemi ve kendisini sorgulamış bir yazar.Dava kitabında ise distopya dediğimiz yazarın/senaristin genellikle gelecek olsa da geçmişin hayal ürünü bir mekan veya zamanda toplumun ve devletin olabilecek en kötü şekle gelmesini işlenir. Bilinen en popüler kitaplar da ise George Orwell'in 1984 romanı oluşturuyor. Geçmiş dönem distopyalar da yozlaşmış devlet, kanunsuzlaşmış yönetim görülürken artık günümüzde ise teknolojinin insanı köle haline getirmesi - Black Mirror -veya tek bir kişinin acımasızlığı ele alınıyor - Açlık Oyunları- gibi. Kafka'nın Dava kitabına gelecek olursak ; kahramanımız Joseph K. sıradan, kendini işine ve değiştirmeye hiç niyetli olmadığı basit hayat standartlarına adamış biridir. Bay K. bir sabah kalkar ve tutuklandığını öğrenir. Tıpkı Dönüşüm’de ki gibi bir başlangıç ile karşılar bizi Kafka. İlk önceleri tutuklanma nedenini merak etsede sonradan bunu önemsiz bulmaya başlar. Artık her sabah kalktığında davasını düşünmeye başlar.Sorunu nasıl başından atabileceğini, nasıl bu davanın düşeceğini düşünmeye başlar durur.Ama bir süre sonra umutsuzluk ve mutsuzluk başına bela olur.Tutuklanma sebebi hiçbir zaman kendisine söylenmez. Tutuklu bir insan bir yerde tutulur ama o Bay K gidip geliyor ,serbestçe dolaşıyor bi anlamda zihninde tutuklatmıştır kendisini.Bunlar tabii metafor dediğimiz mecazı anlamı romanın .Gerçek anlamda ise Kafka hukuk fakültesi mezunu birisi olarak uzun yıllar sigorta şirketinde çalışmış ve haliyle hukuk sistemini eleştiriyor. Bunu kitap da hangi savunmayı yaparsak yapalım aklanamayacağımızı ,sistemin menfaat çarklarının izin vermeyeceğini dile getirmesinden anlıyoruz. Netice olarak bu davanın konusunu ister kendimizi yani nefsimizle olan ''Dava''mız diyelim ,istersek de sistem eleştirisi her anlamda yine Kafka bizi düşünmeye ve anlamaya sevkediyor. Kafka'nın kitaplarında en sevdiğim özelliği de bu aslında.

belo belo, bir alıntı ekledi.
25 Mar 13:09 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Charlie Brooker (BLACK MIRROR)
Umarım kitabımı seversiniz.Sevmeseniz de onemli değil.Mesela güvenlik için kullanabilirsiniz.Bir hırsızın omurgasına yeterince sert vurursanız, onu bayıltabilirsiniz.

OT Dergi Sayı: 61, KolektifOT Dergi Sayı: 61, Kolektif
Fatih, 1984 inceledi.
 21 Mar 12:59 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Orwell çok öngörülü bir yazar. İnsan ve insan toplulukları öngörülebilirdir zira çağlar boyunca insan topluluklarının genel karakteristiği pek değişim göstermemiştir. Fakat Orwell'in nokta atışı tespitleri kitabı çok ilginç hale getiriyor. Kitapta öngörülen konuların hemen hepsi bugün hayatımıza ucundan köşesinden girmiş durumda. Daha ilerisi için bugünlerde Black Mirror adlı diziyi izleyebilirsiniz. Yarı robot, beyni ve düşüncelerinin ipini sosyal medya patronlarının eline vermiş bir toplum olma yolunda ilerliyoruz. 2017 senesinde yılın kelimesi olarak 'post-truth' diye bir kelime seçilmişti. Tam karşılığı olmasa da hakikat ötesi, gerçek ötesi diye çevirildi. Bu kelimenin neden yılın kelimesi seçildiğini anlamak zor değil. Artık insanların kendi doğruları yok, big brother'ın gösterdiği gerçeklere inanıyor. Daha söylenecek çok şey var. Kitap bu konulara değiniyor.
21.03.2018 itibariyle Facebook şirketinin kişilerin bilgilerini listesindeki bir arkadaşından kendi fikri sorulmadan alındığını (çaldığı) ve bunları insanları siyası ve sosyal olarak yönlendirmek için kullanılmış olabileceğini itiraf etmesi, Google Adsense'in kişinin göz attığı site ve adresleri taratıp kişiye özel reklam önerileri sunması gösteriyor k günümüzün Big Brother'ı teknoloji şirketleridir. Bunun ne kadar korkunç olabileceğini şöyle anlatayım; 20 like ile arkadaşlarınızdan, 300 like ile kendinizden bile iyi tanıyabilir bu şirketler sizi.

Berke Can Turan, En Yakın Arkadaşımın Şeytan Çıkarma Ayini'yi inceledi.
20 Mar 22:58 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 7/10 puan

"Exorcism" eskimedi gitti. Amerikan gençlik filmlerinden diziler, oyunlar, çizgi romanlara kadar içine şeytan kaçandan geçilmiyor. Yanlış anlaşılmasın "The Exorcist"e bayılırım mesela, daha bir çok örnek de verebilirim bu konu üzerine. Fakat her ne kadar Anthony Hopkins'i çok sevsem de "Rite" gibi saçma sapan filmlerin de bir yerlerden fırlayıp gelmesine sinir oluyorum. Özetle; şeytan çıkarma ayinlerinin cılkı çıkarıldı. Elbette klasikleşmiş olan konuyu farklı bir perspektifle işleyen birkaç esere denk geliyoruz arada sırada, çok nadir değil.

"En Yakın Arkadaşımın Şeytan Çıkarma Ayini" (umarım yazının ilerilerinde tekrar isminden bahsetmek zorunda kalmam) de klasik konunun uzerinde de giden bir eser upuzun adından da anlaşıldığı üzere. Ama asıl amacı olabildiğince klişe yapmak. Bu yüzden kitabı tutup da 'Ya bunların boku çıktı.' diye eleştirmenin pek de bir anlamı yok. Ki istediği kadar çıksın, iyi işlendiği sürece sorun yok.

Konumuz da açıldığına göre işleniş gelelim o zaman. İşleniş hizmet eden en büyük etkenlerden biri kitap kapağıdır ve 'EYAŞÇA' (oh be) bu konuda güzel bir başarıya imza atıyor. 80'lerden fırlamış fosforlu, kabarık saçlı, VHS'leri andıran bol nostaljili ve renkli kapak son derece ilgi çekici. Zaten kitabı incelemeye beni iten en büyük etkenlerden biri de kapağın tasarımı olmuştu. İçeriğine gelecek olursak maalesef biraz sivri dilli olmak zorundayım. Birincisi kitabın karakterleri çok zayıf. Çoğunun klasik birer 80'ler tipi genç olması yazarı detaylandırma konusunda kolaya kaçmaya itmiş gibi bir durum sezdim. Bu karakterler zaten tarih boyunca çokça işlendi, herkesin gözünde belli bir imaj var ve bunu kırmaya gerek yok. Eğer bu şekilde yola çıkıldıysa yanlış. Zaten sonuç da yanlış, aslında yola çıkış biçimi ne olursa olsun yetersiz kalmış diyebiliriz. Abby ve Gretchen'ın arkadaşlığı üzerinden belli karakteristik özellikler detaylandırılmaya çalışılmış fakat sonuçta pek de olması gereken bir durum ortaya çıkmamış. Glee, Margeret ve Wallace'tan bahsetmiyorum bile, yalnızca isimleri ile aklımdalar. O da kitabı yeni bitirdiğim için, iki gün sonra sorsanız belki hatırlamayabilirim. Fakat, bu tarz bir hikaye için kuvvetli bir yan karakter gerekiyordu, ki koyulmuş da. Kitapta "egzorsist" diye bahsedilen fakat o kelimeyi bana "egsoz" gibi çağrışım yaptığından kullanmayıp orijinalini tercih ettiğim ve "exorcist' dediğim bir tipleme tabi ki var, fakat farklı bir bakış açısıyla verilmeye çalışıldıysa da derinleştirilemediğinden başarısız olan bir karakter olup çıkmış kendisi de. Ayrıca çeviriden ve yayınevinden mi yoksa direkt yazardan mı kaynaklandığını çözemediğim birtakım sorunlar da var. Birincisi; paragraflar arası birbirinden alakasız ani geçişler çok. Anlık bir dikkat dağınıklığı durumunda sizi yakalayan bu ani değişiklikler sizi birden birkaç satır öteye atıp okurken yakaladığınız ritmi çok rahat bozabilir nitelikte. Ayrıca; evet ağzı bozuk gençliği resmederken kaba ve küfürlü bir dil kullanmak gayet normal, fakat 'lan'lar 'ulan'lar havada uçuştuğu an olaylar biraz garibime gitmeye başladı. Açıkçası bunun tamamen çeviriyle alakalı olduğuna eminim diyebilirim.

Kitabın nostalji hissiyatı üzerinden gittiği, gerek kapağı gerekse bölümlerin isimlerinin dönemin belirleyici şarkılarından seçilmiş olmasından belli olan bir durum. Ama ben şu kapaktaki yorumu anlamlandıramadım. "Okurlara Black Mirror'ın San Junipero bölümünü andıracak." Black Mirror'ı severim, San Junipero da beni en çok etkileyen bölümdü. (Biraz üstün körü değineceğim daha fazlası kitabın sonunu berbat edebilir.) Buna rağmen ben bir ilişki kuramadım. Yani yalnızca, 80'ler havası ve bir arkadaşlık üzerine gitmesi üzerine bu kanıya vardıysa yorumu yapan arkadaş, biraz sığ düşünmüş demektir. Ha, son sayfalara göre düşündüyse, o zaman gidip San Junipero'yu bir kez daha izlemesi gerekir diye düşünüyorum.

Kitabın çok da fazla kuvvetli yanı yok. Bu yanlardan en öne çıkanı ise zamanı kullanmaya karar vermiş olması. Kitabı okuduktan sonra ne söylemek istediğimi anlayacaksınız. Küçük ve kısa bir hamle farklı bir tat kazandırmış. O da olmasaydı zayıf karakterler ve duyduğu ihtiyacı karşılayamayacak kadar az düzeyde korku ve gerilim unsuru içerisinde gelişen hikaye kendi ağırlığı altında ezilebilirdi. Elbette sadece bu değil, akıcı dil her zaman romanı bir nebze kurtaran bir durum olmuştur ve burada da çok güzel iş görmüş.

Sona yaklaşırken şunu söylemek isterim: 80'lerin kültüründen fırlamış korku filmlerini izlerken anlamlandıramadığım bir keyif aldığım çok oldu. Çok da üstünde düşünmedim önemli olan eğlenmek. 'EYAŞÇA' üzerinde de çok düşünmeden okumak ve o şekilde kabul etmek lazım, yoksa şikayet edecek nokta çok. Bu şekilde bir film olsa boş vaktimde kafa dağıtmak için tercih ederdim diye düşündüğüm sırada da zaten 2019'da sonuçlanacak bir prodüksiyon sürecine alındığını da öğrendim. Bakalım eğlendirebilecek mi?

Beyza, Dank'ı inceledi.
 03 Mar 10:21 · Kitabı okudu · 14 günde · 8/10 puan

Çok fazla öykü kültürü olan bir insan değilim. Belki bundan belki de kitapta cidden bulunan kendine haslıktandır böyle hissedişim.
Acımasız ve şok edici birçok hikaye, kara bir mizah belki, bolca da metafor. Ters köşeler ve tersten bakışlar çok hoşuma gitti. Yazarın zekasının fark edilebildiği kitaplardandı bence.
Arada bir kendimi Black Mirror'dan bir bölüm izliyor gibi de hissetmedim değil :)
İlk Sinem Sal kitabım ve son olmayacağı da belli oldu.

Tuğba Yıldırım, Çember'i inceledi.
 24 Şub 22:10 · Kitabı okudu · 5/10 puan

Sosyal medyayı kullanmayanımız kalmadı.
Çoğumuz az çok bu bağımlılığın kollarından tutmuş bulunmaktayız.Yediklerimizi,gezdiğimiz yerleri,sevdiklerimizi,tepkilerimizi,mutluluklarımızı ve nefretlerimizi buralara saçar döker olduk.İyi tamam gayet,hoş peki bunların yavaş yavaş tüm mahremiyetimizi eline geçirdiğinden haberdar mıyız? Hayır!!! Çünkü çok sinsi,eğlenceli bir durummuş gibi çaktırmadan her şeyi göz önüne döküyoruz...Peki ya gelecekte neler olacak! Büyük birader de bizi görecek mi??? Her şey kontrol altına mı alınacak? Okurken Black Mirror dizisinin bir bölümü havasıyla içimi ürperten bir kitap oldu.Çok çok mu beğendim Hayır ama .Konu öyle gerçekti ki ayrıntılara çok takılmadım.