Günün geri kalanını ormanda geçiriyor, ilk çağların resmini arayıp buluyor ve
öyküsünü cesurca karalıyordum. İnsanların acınası yalanlarını yakalıyor, hiç
sakınmadan insan doğasını tüm çıplaklığıyla ifşa ediyor, onu
biçimsizleştiren, başkalaştıran zamanın ve olayların seyrini kovalıyor, insanın
yarattığı insanla doğal insanı mukayese ederek onlara sözde mükemmeliyetleri
içinde yer etmiş sefaletlerinin gerçek kaynağını gösteriyordum.
Yürüyenin karşılaştığı koşulları daha önce benzer bir şey yaşamamış birine
kabaca tarif etseniz, hepsi tuhaf, anormal ve hatta gönüllü bir esaret gibi gelir
ona. Çünkü şehirli insan, alışveriş zincirinden kopmak, enformasyonu, imajları
ve ürünleri yeniden dağıtan ağın parçası olmamak ve tüm bunların
onlara biçtiğiniz gerçeklik ve önem kadar gerçek veya önemli olduklarını fark
etmek gibi, yürüyenin özgürlük kabul ettiği şeyleri yoksunluk olarak
değerlendirmeye meyillidir.
Beğendim ama "Beyoğlu'nun En Güzel Abisi" daha güzeldi zaten yazarda bunu kabul ediyor. Ama herşeye rağmen Nevzat Başkomseri, Komser Ali' yi ve Zeynep' yeniden hatırlamak güzeldi.