Bazı şeylerin konuşularak çözüleceğine inanmıyorum, susarak çözülecek şeyler de var. Kapanmış yara içeriden çürümüyorsa tekrar açılmamalı. Nükseden bir sıkıntı varsa ancak o zaman neşter vurulmalı.
Düşündüm. Sustuklarım, vazgeçtiklerim, birileri istiyor diye yaptıklarım, peşine düşmekten korktuklarım... hepsini alt alta yazınca hayattan alacağım ne kadar da birikmiş. Oysa bir şeyi tükürür gibi söyleyebilsem bile, bunca alacağa denk gelirdi herhalde. Alacaklar, borçlar boğazıma yapıştı, yarım bardak yollukla yutkundum. Gidemedim, masada kaldım, yine tükürdüğümü yaladım.
“İnsan ne zaman kaçar? Değiştirme umudunu yitirdiğinde. Ümit ne sinsi bir his... Bir şeylerin düzelmeye başladığına inandığın an hayal kırıklığı yaşarsan sarsıntı büyük oluyor.
İnsanlar ne çok şey biliyor. Her konuda azda olsa mutlaka bir şey biliyorlar. Çok konuşuyorlar, susmayı ayıp görüyorlar. Hep kendilerinden bahsediyorlar. Herkesin bir anda sustuğu o derin sessizlik ânını kâbus sanıyorlar.