"Koza" yahut kabuk, içinde barındırdığı canlının ölçülerine göre şekillenir; fakat "aile" çocuğun karakterine ve anlam dünyasının büyüklüğüne göre dönüşmek yerine kendi şeklini çocuğa aktaran bir yapıdan oluşur. Çocuğun birçok insana son derece zararsız görünen kimi eylemleri, çocuğa dikte eden, kontrolcü bazı ebeveynlerin gözünde "uygunsuz" davranışlardır.
Çocuğumuz bir eşyasını ortalıkta bırakıp gittiğinde ya da unuttuğunda ve aynı davranışı sevdiğimiz bir dostumuz yaptığındaki tepkimiz birbirinden farklı mı? Arkadaşımıza "Eşyanı burada unutmuşsun," gibi nötr bir cümle kurarken, çocuklarımızı neden azarlıyoruz? Çocuklar koşulsuz kabul edilmediği, koşulsuz sevilmediği ve hor görüldükleri sürece o esenlik duygusu içinde büyüyemezler. Ancak sadece sevimli ya da uslu olduğunda çocukları desteklemek ve sevmek, büyüdüklerinde onların özgün olmalarını engelleyebilir. Onların dü-
rüstlügünü, istenligini, kendilerine ةzgülüklerini de sevelim.
Onları kendini bilen ve başkalarının onayına bağımlı kalmadan da kendini ortaya koyabilen bireyler olarak yetiştirme-liyiz. Kendisine mahsus renkleri, sesleri, düşünceleri olan biricik insanlar olarak. Çocuklarla ilgili bireysel görüşlerimiz ne denli yanlı ve olumsuz ise, ('Bunu bilerek yapıyor, şımarığın teki, kontrolden çıktı, beni kullanıyor," gibi) onlara duyacağımız saygı, vereceğimiz sevgi o kadar azalır. Onlara güvenmezsek eğer, onlar da kendilerine güvenmemeyi öğrenirler
.
ailedeki hastalıklı durumların (aile patolojisinin) işlevsiz eğilimlerden kaynak-andığını düşünür. İşlevsel olmayan eğilimler ya da tutum-lar, bir aile çatışması yaşandığında, herhangi bir değişiklik yapılmadan tekrarlanan, strese tepki olarak geliştirilen aile tepkileridir.
Çoğu zaman, yıkıcı davranan ebeveyndir. Ebeveyn, zararlı aile dinamikleriyle sonuçlanan temel kişilik özelliklerine sahip olabilir. Yıkıcı ebeveyn başkalarını manipüle etmeye çalışabilir; destek talep eder ama destek sunmaz, kurallara aykırı davranır veya adaletten uzaklaşabilir. Ayrıca yargılayıcı, eleştirel ve sorumsuz olabilirler.