Hayatta yaşadığımız streslerin uzun vadeli etkileri, stresin etkinleşme modeli tarafindan belirlenir. Bedenimiz ve zihnimiz, sürekli olarak öngörülemez ve aşırı stres verici durumlara karşı tepki geliştirmek zorunda kalıyorsa, sistemimiz aşırı faal ve duyarlı hale gelir. Bir anlamda, sinir sistemimiz hassaslaşır. Bu hassaslaşma, zaman içerisinde işlevsel anlamda genel bir savunmasızlık haline yol açabilir.
Çocuklar, öngöremedikleri bir strese maruz kaldıklarında duygusal anlamda düzensiz hale gelirler. Ne yazık ki tekrarlayan trav-matik deneyimler yaşayan çocuklar, mütemadiyen düzensiz hale gelirler. Çünkü travma etkisi yaratacak durum, çocuğun beyninde tehdide ve tehdidin niteliklerine dair bağlantılar yaratır. Travmayı tekrar tekrar yaşayan çocuklarda ise bu bağlantılar giderek güçlenir. Çocuğun beyninde güçlenen bu bağlantılar, onun yetişkinlik dönemindeki ilişki ve deneyimlerini yorumlama biçimini büyük oranda şekillendire-bilir. Dr. Bruce Perry ve Oprah Winfrey, tam da bu sebeple What Happened to You? adlı kitaplarında, kişilere "Sana ne oldu?" sorusunu sormanın, kişinin yaşadıklarını anlamlandırmak konusunda çok mühim olduğunu öne sürer.
Anne babalığın bütün hüneri çocuğa görül-düğü, işitildiği ve hissedildiği duygusunu verebilmektir. "Var-lığın bana sevinç veriyor!" duygusunu ona iletebilmek.
Açık bir kalple kurulan iletişim, içerisinde yaratıcılık ve keyif bulunduran anlar, çocukla sağlam bir ilişki kurmaya büyük katkı sağ-lar. Nitekim çocuklar, hayatın yalnızca iş, kaygı ve stresten ibaret olmadığını öğrenirken, yalnızca oyun ve eğlence anla-
rindan ibaret olmadigi düsüncesini de benimser.