Geçen bunca zamanda tutkumu romanesk biçimde yaşadığım izlenimi içindeydim, ama şimdi onu hangi biçimde yazdığımı bilmiyorum; kadın dergilerinde görüldüğü gibi bir tanıklık mı, sırdaşlık mı, manifesto ya da tutanak mı, hatta metin yorumu mu bilmiyorum.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Dertleşmenin verdiği coşku geçince, az da olsa kendimi salıverdiğim için kendime kızıyordum. Karşımdakinin sözlerine sürekli, "Ben de, benim için de öyle, ben de aynısını yaptım vb." diye yanıt verdiğim bu konuşmalar, ansızın tutkumun gerçekliğine yabancı görünüyorlardı. Hatta bu iç döküşlerde yiten bir şey vardı.
O gider gitmez üzerime çöken yorgunluğun içinde donup kalıyordum. Ortalığı hemen toplamıyordum. Bardaklara, arta kalanlarla birlikte tabaklara, izmarit dolu kül tablasına, koridora, odaya saçılmış giysilere, çamaşırlara, yere sarkmış çarşaflara bakıp duruyordum. Her bir nesnenin bir jesti, bir ânı imlediği, bir müzedeki herhangi birinin karşısında hiçbir zaman duyamayacağım güç ve acıdan bir tablo oluşturan bu dağınıklığı olduğu gibi saklamak isterdim.