Aldığım en önemli ders buydu. Varoluş çizgimizin her an çatallanabileceği. Düz bir çizgide gitmesini o kadar kanıksıyoruz ki hayatın bundan ibaret olduğunu sanıyoruz.
"Zümrüdün gerçek olduğu nasıl anlaşılır, biliyor musun?"
"Kusurlarından," dedim.
"Evet. Aynen öyle. Kuyumcudaki kadın söylemişti. Öteki değerli taşların aksine. Zümrüdün içinde ne kadar çizik, çatlak ve bozukluk varsa, taş o kadar güzelleşiyor. Gerçek bir zümrüt bütün kusurlarıyla güzel. Buna kusursuzlaştıran kusur deniyor. Kusursuz tanımına uyan bir zümrüt mutlaka sahtedir."
"Dünyada ne mutluluk vardır ne de acı; yalnızca bir ruh halinin diğeriyle kıyaslanması vardır, hepsi bu. Mutluluğun zirvesine ancak en derin acıyı yaşamış olanlar ulaşabilir."
Eski Mısırlıların hiyeroglif alfabesinde bir sıfır sembolü vardı. Güzellik sembolünün yerine de kullanılabiliyordu. O günlerdeki ruh halime çok uyan bir şeydi bu. Hiçlik güzeldi. Bir şey olduğu anda sorun çıkıyordu. Ardından acı geliyordu.