"Biz, hanımefendi," diyordu -hanımefendiyi, tatlı bir eğlenme ifadesiyle, Nermin'in bile alınamayacağı bir yumuşaklıkla söylüyordu- "Yaman bir milletiz; Rusları ve Rusları sevmeyenleri aynı derinlikte anlarız; ama, belli etmeyiz. Bizim gösterişe ihtiyacımız yoktur. Yaptıkları eserleri karşılarına koyup, bununla boş bir gurura kapılmak Evropalıların işidir. Durmadan varlıklarını duymak için, olur olmaz yerde, good morning, bon soir derler birbirlerine. Bizde de bir takım insanlar bunu tutturmuş. Herkes birbirine iyi günler deyip duruyor. Bonjour'un tercümesiymiş.
Sayfa 47·Kitabı okuyor
Bir takım kendini bilmezler
Sevgili okuyucularım, bu arada Adela’nın uslu uslu ayaklarımın dibinde oturup durduğunu sanmayın ha! Ne münasebet! Hanımlar içeriye girdiği zaman o da hemen kalkıp onları karşılamış, son derece resmi bir reverans yapmış, büyük bir ciddilikle, “Bonjour , mesdames,” demişti. Blanche Ingram da ona alaycı bir edayla bakmış, “ A! Kukla sanki!” demişti.
Adela, Jane ve kendini bilmezler
Reklam
Görgü nedir?
“Görgü bir nakil işidir. Sen geçmişten aldığın bir şeyi geleceğe devredersin. Böyle bir devir yok. Çocuklarına bale dersi, piyano dersi aldırıyorlar, yabancı dil öğretiyorlar, “bonjour, bonsuvar” demeyi öğretiyorlar. Ziyafette hangi çatal, hangi bıçakla yemek yeneceğini öğretiyorlar. Ama hiçbir manevi, hiçbir dini telkin yok. Ben buna görgü, bu insanlara da görgülü demekte zorlanıyorum. İşte bütün bu Batılılaşma modasının trajik bir maraz olarak ortalığı kemirdi bir döneme denk düşüyor benim çocukluğum. Tam bir değer keşmekeşi içindeyiz…”
Sayfa 26·Kitabı okudu
Reklam
Reklam