Bir gün her şeyin yerli yerine oturacağına inanmakla, bunun hiç gerçekleşmeyeceğinden korkmak arasında yaşıyorum. Bazen içimde, “Her şey gelip geçer.” diyen bir ses oluyor. Bazen ise, “Ya geçmezse?” diye düşünüyorum. Bir bilinmezliğin içinde gidip geliyorum ve bu beni çok yoruyor. İhtimaller beni çok yoruyor.
İşte bu yüzden kitaplara sarılıyorum. Hayatın içinde cevabını bulamadığım birçok şeyi hikayelerin arasında buluyorum. Bazı karakterlerde kendimi görüyor, bazı cümlelerde uzun zamandır adını koyamadığım duygularla karşılaşıyorum. Bazen bir satır, günlerce anlatamadığım bir hissi anlatıyor. Bazen de hiç tanımadığım bir karakter, bana kendimi hatırlatıyor.
Ve sonlara gelirsek… Hikayeler bana her sonun ardından yeni bir başlangıç olduğunu öğretti. Kapanan kapıların, yarım kalan cümlelerin ve kaybolduğunu sandığımız umutların ardından bile devam eden bir yol olduğunu öğretti. Bu yüzden bir kitabın son sayfasını kapatırken hep biraz hüzünlensem de yeni bir hikâyeye başlamanın heyecanını kaybetmiyorum.
Çok sevdiğim bir diziden, hatırladığım kadarıyla bir söz var.
“Hayat masallardaki gibi değil. Her insan kendi masalının sonunu kendi yazar. Umarım hepinizin masalının sonu mutlu biter.”
Ben de buna inanmak istiyorum. Belki her şey yoluna girmeyecek, belki bazı sorular cevapsız kalacak. Ama yine de yeni sayfalar açmaya, yeni hikayelere başlamaya ve umut etmeye devam edeceğim.
Mısra