• Mahinur bir çehrenin seyrinde yazıyorum sana...
    Postalanmayacak olan bu mektubu...
    Kalemin ve kelamın sahibine hamd ile başlıyorum;
    Evveli ve ahiri tüm zamanların sahibine senalar olsun...
    Sen!..
    Ey kader diye ilk tanıştığım adem!
    Kusura bakma başka bir hitap bulamadım sana...
    Aslında bağrımın müebbet hapishanesinde...
    Sana ne hitaplar var da...Boş ver!
    Ben susayım bu cezaya, sen yine duyma!..
    Haydi kum gibi dökül hülyalarımdan...
    Kanadı firakla cilalanmış turna olup uç mazimin semasından...
    Paslı kalemimin ucunu aç...
    Batır derine...
    Daya iliğe...
    Ve çıksın bir feryad ile cümleye teslim edilmemiş feryadlar...
    Sen bu mektubu okumayacaksın nasılsa...
    Ben henüz fasl-ı baharında nazenin bir gonca idim...
    Hatırlar mısın?
    Gerçi gülzar değildi açmaya niyet ettiğim toprak!
    Etrafımı sarmıştı ,sen hasıl olduğun çağda her nevi pıtrak...
    Söyle hatırlar mısın?...
  • Baharda kışı, kışın da baharı özler insan.
    Ne uzaksa onu özler.
    Kavuşmak şart mı?
    Boş ver!
    Bazı şeyler yokken güzel…
    Özdemir Asaf
  • İlkokul birinci sınıfın ilk günleri. Her taraf ağlak, sulugöz bebeler ile dolu. Onlarla nasıl geçineceğimi düşünerek sürdürüyorum bundan sonraki hayatımı. Ben ise yeni ütülenmiş beyaz yakam ve siyah önlüğüm; berbere amerikan tıraşı olsun dediğim hâlde hep alabros kesilmiş tıraşımla aralarına karışmışım. Fanusu yadsıyan kocaman bir japon balığı gibi. Tabii ki ağlamıyorum. Ne münasebet. Öyle her şeye üzülecek bir tarafım asla bulunmaz. Duygusallığa asla yer yoktur hayatımda.

    Çantamı açıyorum. Defterlerimi masaya koyuyorum. Annemin okula gitmeden önce çantama yerleştirdiği nevaleleri çıkarıyorum. Annemin en sevdiğim tarafı bana sürprizler yapması. Çantama koymuş yine en sevdiğim şeyi: Capri-Sun. Önce hüpletiyorum sonra gümletiyorum. Daha yeni ağlayan bebeler bir bakıyorum kaçışmaya başlamış. Belliydi zaten. Her şeyden korkarak yaşanılsaydı bu hayat dediğimiz şey çekilmez bir sürü yığından ibaret olurdu. Ben üstüne üstüne giderim korktuğum şeylerin. Dedem derdi: Korktuğunda aynaya bak. Aynada kendini gördüğünde bil ki asla yalnız değilsindir. Dedemin elbet bir bildiği vardı. O günden sonra ne zaman kendimi çok güçsüz ve yalnız hissetsem hep bir ayna arar olmuştum.

    Öğretmen geliyor. Birtakım uyarılarda bulunuyor. İlk kez o gün tanışıyorum otorite figürüyle. Sırama oturuyorum. Yanıma biri oturuyor. Saçlarını iki taraftan örmüş. “İstersen sıra arkadaşı olabiliriz?” diye soruyor. Daha yeni yaptığım Capri-Sun şovumdan etkilenmiş. Bir de öğretmenin gelip bana uyarılarda bulunmasına az biraz içerlemiş. “Adım Neriman. Ya sen?” diye soruyor. “Tolga ben de, ” diyorum. Şaşırıyorum ve soruyorum. “Neriman adı sence de fazla büyük bir ad değil mi hani sanki ellili yaşların üstündeki insanların sahip olabileceği bir ad.” Gülüyor kıkır kıkır. “Neden güldün,” diye soruyorum yine gülüyor. Sanırım Neriman gülmesini bilenlerden. “Babaannemin adı” diyor. “Senin adın neden Tolga,” diye soruyor. “Teyzem çok istemiş. İlle de Tolga olsun demiş. Bizimkiler de kıramamış. Tolga demişler.”

    Neriman çantasını açıyor. Kalemliğini masaya koyuyor. İçinden arı maya silgisi çıkıyor. Arı maya silginin varlığını o gün öğreniyorum. Çok güzel kokuyor. Silmeye asla kıyılamayacak cinsten. Ama zaman ilerledikçe o da eskiyecek. Eskidiğini kimse fark etmeyecek. Kimse fark etmediği için eskimiş olmasından utanıp kendiliğinden kaybolacak. Bir bakacaksın yok olmuş. Sonra yeni bir arı maya silgisi daha girecek kalem kutusunun içine.

    Akşam oluyor eve dönüyorum. Çantamı olduğu gibi evin koridoruna atıyorum. Yakayı ve önlüğü de yanına bırakıyorum. Annem yemek olana kadar izin veriyor sokakta oyun oynamama. Arkadaşım Selim aşağıda beni bekliyor. Selim, tanıdığım en mert çocuktur. Adeta futbol topuyla dans ederdi. Sürekli onu futbol sahasında gördüğümden hiç temiz göremezdim. Bir futbol topuyla yaşardı. Bakkala giderken bile sokak direklerine çalım atardı. Aldım verdimler yapıldı. Takımlar kuruldu. Akşam ezanı okundu. Beş sayı farkla önde olmamıza rağmen atan kazanırdı. Golü yedik. Kaybettik.

    Eve kir, pas içinde girdim. Annem kolumdan tuttuğu gibi banyoya girdirdi. Sonra da sobanın başında yemeğimizi yedik. Yemekten sonra babam işten gelirken getirdiği bir sürü defter kabını poşetten çıkardı. Oturuyoruz defter, kitap kaplıyoruz. Her şeyi özenerek hallediyoruz. Büyük bir titizlikle bantlıyoruz kapladığımız defterleri. Üstlerine adımızı, soyadımızı, sınıfımızı, numaramızı yazdığımız etiketler yapıştırıyoruz. Kapımız çalıyor. Yan komşumuzun kızı Tuğçe kapıda. Anneme bir şey söylemek istiyormuş. Çağırıyorum. Müsaitseniz akşam annemgil size çay içmeye gelecekler Ayten teyze, ” diyor. Annem daveti kabul ediyor.

    Komşularımız geliyor. Tuğçe ile ben halının üstüne oturmuşuz. Tuğçe benden bir üst sınıfta okuma yazmayı iyi biliyor. “Baaak ben beşlere kadar çarpım tablosunu ezbere biliyorum, naber?” diyor. Ben ise a harfinden dolayı “Ali ata bak,” fişini anlamlandırmaya çalışıyorum. Çaylar bitiyor. Saat geç oluyor. Tuğçegil kalkıyor. Kapı aralığında annemin sesi yankılanıyor “Yine bekleriz Meliha hanım, tabii tabii biz de geliriz,”

    Aylar geçiyor. Biz Neriman’la okulda çok iyi ikili oluyoruz. Gerçi Neriman’ın hiç konuşmadığından bahsetmiştim. O hep gülerdi. Bir keresinde güldüğünde ağzında vampir dişleri vardı. Çok komikti. Babası iki gün önce dişini iple çekmiş. Yastığının altına koymuşlar ve bir de yanına istediği hediyenin yazılı olduğu bir not iliştirmiş. Sabah uyandığında eğer yastığının altında dişini bulamazsa, diş perisi ona istediği hediyeyi getirecekmiş. Bulamamış. Notun altında da istediğin hediye için bana birkaç gün süre ver yazıyormuş. Bu diş perisinin de işleyişi sanırım daha farklı.

    Okuldan döndüğüm bir gün apartmanın girişinde bir nakliyat firmasının kamyonu duruyordu. Selim’i o gün ilk kez tertemiz görüyordum. Sanki bambaşka birisi var karşımda. Kucağındaki futbol topuna bakıyorum. O da tanıdık değil. Havası inmiş. Bir şeyler oluyordu sanki. “Biz başka mahalleye taşınıyoruz Tolga,” diyor. “Durduk yere nereden çıktı şimdi Selim bu taşınma fikri. Sen olmadan ben n’apabilirim. Eto’o ve Ronaldinho gibi muhteşem ikili değil miydik ileri uçta forvette. Sen asist yapmazsan ben nasıl o şutları gole çevirebilirim Selim?” diyorum. Bir şey diyemiyor. Çantasından çubuk krakerini çıkarıyor. Evlerindeki tüm eşyalar tamamen kamyona yüklenene kadar ikimiz de duvarın üstünde hiç konuşmadan oturup çubuk kraker yiyoruz. Eşyaların hepsi yüklenince Selim gitmeden bir avuç jetonu elimin içine tutuşturuyor. Gittiğimiz lunaparklardan kalma. Bir futbol topu düşüyor önüme. Uzaylamasına dikliyorum havaya. Beş yıldır boş olan bir evin balkonuna düşüyor. Aldırmıyorum. İlk kez kendimi bu kadar çaresiz hissediyorum. Eve koşarak gidiyorum. Ayna arıyorum. Aynanın karşısına geçiyorum. Bakıyorum ama asla kendimi göremiyorum…

    “Babaaaaa uyan. Uyansana baba hadi uyan.” diye bir ses bölüyor uykumu. Uyanıyorum kırk beş yaşımla. İşten eve döndüğüm gibi uykuya dalmışım, yorgunluktan. Kalkıyorum. Elimi, yüzümü yıkıyorum. Aynada biraz kendime bakıyorum. Orta yaşlı oldum artık saçım hafif kel diye mırıldanıyorum. Koridora girer girmez mutfaktan hoş bir koku geliyor. Eşim Neriman yine maharetlerini göstermiş sofrada bir kuş sütü eksik. Telefonum çalıyor. Telefonda Selim. Mahallenin en iyi çalım atan adamıydı bir zamanlar ama artık bankacı. İş, güç koşuşturmadan epeydir görüşemiyoruz diye yakınıyoruz birbirimize. Bir şeyler yapalım bir ara diye sözleşip kapıyoruz telefonları.
    Babaannesinin ısrarlarıyla adını koyduğumuz kızım Ayten, ödevi için yardım istiyor. Kızımın yanına oturuyorum. Kızım ödevlerini yapmak için defterini ve kalem kutusunu çıkarıyor. Kalem kutusunun içinde yepyeni, hiç kullanılmamış bir arı maya silgisi var Alıyorum. Kokluyorum. Yıllar geçmiş ama asla değişmemiş o koku. Neriman'a gösteriyorum. Yine gülümsüyor. Çocukluğumun kokusunu içime çekiyorum...
  • NE OL, NE OLMA
    *paranı ver,gönlünü ver,canını ver
    Ama sırrını verme
    *Günlerini say,kazancını say,büyüklerini say
    Ama yerinde sayma
    *işini beğen,aşını begen,eşini beğen
    Ama kendini beğenme
    *Emek ver,kulak ver,bilgi ver
    Ama boş verme
    *fidan büyüt,çocuk eğit,yoksul besle
    Ama kin besleme
    *davet et,hayret et,ülfet et affet
    Ama ihanet etme
    *kitap oku,meslek oku,dünyayı oku
    Ama lanet okuma
    *sınıfını geç,hayatını seç,rakibini geç
    Ama gülüp geçme
    *gönül al,dost al,yoldaş al
    Ama beddua alma
    *yaklaş,tanış,konuş
    Ama uzaklaşma
    *doğrul,sayril,evrim, devrildi
    Ama eğilme
    *hislen,taslan,seslen,uslan
    Ama paslanma
    *itil,ütül,atıl,katil
    Ama satılma
    😊😊😊😊😊
  • “Boş ver. İnsanın başı gençken ruhuyla, yaşlandığındaysa bedeniyle derde girer. Genetik yazgımız bu bizim.”