“Hiç bir kitap okurken bir cümlenin uzunluğundan mütevellit neyden bahsettiğini unutup en başa döndüğününüz oldu mu?” Örneğin bu cümle gibi ? o kadar uzun olmasa da tek solukta okumak sizi yorabilir. Bu olay bizim türkçemizin yapısından kaynaklıdır. Büyük düşünürlerin veya tarihçilerin veyahut yazarların tercümesini değil orijinal dilinden okumaya çalışın demesinin sebeplerinden bazıları da bunlardır. Bu olay her dilde böyle değildir örneğin hepimizin aşina olduğu İngilizcede yüklem sonda değil başlardadır böylece ne yaptığı bilgisiyle nerede ve ne bilgilerini daha kolay ilişkilendirebiliriz ayrıca vurgu da başka şekilde verilir. Başka şekilde bakalım bu konuya mesela mühendis deyince ya da bilim adamı deyince aklınıza hangi ülke gelir ? Çoğunluk Almanya diyecektir. Peki ya Edebiyatçılar yazarlar deyince akıla ilk hangi ülke gelir ? Çoğu kişi buna da Rusya diyecektir. Peki ya Şiir/Şair deyince akla hangi ülke gelir. Belki de İran belki de Türkiye? bu sebepler tabii ki toplum ilgi alanlarından, kültürlerinden ve önceliklerinden de beslenir ancak bir toplumun kültürü, öncelikleri ve hatta dini de kendi dilini geliştirir ve bu değerlerine göre dilleri şekillenir. Romantik bir toplum tabii ki de daha iyi romantizm yapacağından dilini de o yönde keskinleştirmesi olağan bir reflekstir. ve bu olay nesilleri etkileyecek bir etki yaratır konuştuğun dilin kavramlarla olan ilişkisi bir çok şeyi de besler ve bu yüzden dostlarım konuştuğunuz dil bazı alanlarda ifade gücünüzü değiştirir. Türkçe benim görüşümce çok yönlü zengin bir dildir aslında her dil çok yönlüdür Alman olup iyi roman yazabilirsiniz tabii ki de bu konu bundan bağımsızdır. Türkçe peki neden böyle gelişmiş ? Bilirsiniz ki Türkler göçebe ve savaşçı toplumlardır. Türkçe ise emir/komuta alanlarında iyi şekillenmiştir