son ana kadar her şeyi içe atıp, “bakın neler çektim, sonunda kendime zarar verdim.” noktasına gelmek yerine, kendinizi kötü hissettiğinizde bunu söyleyebilmeyi öğrenmelisiniz.
bir yandan “neden bu kadar önemsiyorum ki?” diyerek küçümserken başkalarının bakışını içselleştiriyor ve kendinizi o bakış üzerinden yargılıyorsunuz. hissettiğiniz duygular bile hiçbir filtreden geçmeden, doğrudan o bakışa teslim oluyor. ve bu yüzden, sizin için değerli ya da faydalı olabilicek şeylerden bile, başkalarının etkisi yüzünden vazgeçiyorsunuz.
biri gelip yüzümün dünyadaki en güzel yüz olduğunu söylese bile içimde sadece hafif bir burukluk hissediyorum. çünkü ben yüzümü sevmiyorum; biri günde yüz kez bana güzelsin dese ne fark eder? yalnızca beni eleştiren, canımı yakan sözleri içime çekmeye devam edeceğim.
kendine acıma beni çok tedirgin ediyor. bende de çok güçlü olduğunu düşünüyorum. üstelik çok kolay inciniyorum; canımın yandığı o kadar çok anı var ki. ama eminim ki ben de birilerini bir yerlerde incitmişimdir. yine de sadece bana yapılanları hatırlıyorum. yazılarım genelde aldığım yaraların bir kaydı oluyor ve yazarken hep başkalarının bakışını düşünüyorum. “ne biçim bir kendine acımq bu böyle? ne acıklı bir mağdurculuk.”
kaygı ve korku üzerime çöküyor. kimse ağzını açıp kötü bir şey söylememiş olsa da ben çoktan herkesten kopmuş, kendi içime kapanmış oluyorum. dün bu yüzden ciddi bir zihinsel yorgunluk hissettim.