Birey, yalnızca kendi önemsizliğini kabul etmekle kalmayıp kendisini olabildiğince aşağılamakla, bireysel iradeden en küçük kırıntısına dek vazgeçmekle, kendi bireysel gücünü yadsıyıp ayıplamakla Tanrı önünde uygun bir birey olmayı umabilirdi.
İnsan kendisini tinsel yetkililere bağlayan bütün bağlardan kurtulmuş, bağlı olmama özgürlüğüne kavuşmuştu ama onu yapayalnız ve kaygılı hale sokan, yüreğini, bireysel önemsizlik ve güçsüzlük duygusuyla sarsan, bu özgürlüğün ta kendisiydi. Bu özgür, soyutlanmış birey, bireysel önemsizliği içinde un ufak olmuştu.
Kapalı bir dünyadaki sabit yerini yitirmekle insan, yaşamının anlamı sorusuna vermeye alıştığı yanıtı da yitirir; bunun sonucu olarak, kendisi ve yaşamındaki amacı konusunda içine kuşku düşürür.