Serinin ikinci kitabında tempo giderek tırmanıyor ve okuyucunun berrak zihnini bulmacalarla ve ironilerle yeterince bulandıran Oyuncak Katili ,deşifre olmuş kimliğinin üzerinden dahi algı yapmaya ve manipülasyonlarına devam ediyor.
Soysuz bir ağrının eser boyunca başınıza saplanıp kalacağı ve heyecandan sayfaları kuş hızıyla çevirmek durumunda kalacağınız bu eserde Oyuncak Katili'nin sanat eserleri yine farklı ölüm metotlarıyla müzede yerini alıyor.
Üstelik Noa Dayton ile aralarındaki tuhaf ilişki ağı da her geçen dakika gizemini ve karanlık boyutunu daha da artırıyor ve sanki bir gerilim filmi sahnesi yoğunluğunda çarpıcı şekilde aktarılan ölüm yolculuğunda Ravebelg Kasabası'nın sokak aralarına gizlediğiniz bedeninizi korumaya altına çalışırken aslında hayatınız boyunca güvende olmadığınızın ayrımına varıyorsunuz.
Yetişkin okurlara yönelik olan eserde diyaloglar sakil bir biçimde kalmıyor,tam tersi gerilim dünyasının gerekli yapboz parçalarını tamamlar nitelikte uyumlu kalıyor.
Ayrıca Oyuncak Katili'nin eserekli ,git getli ruh hâlleri,kendini beğenmiş tavırları yüksek egosuyla ve gülümsemesiyle birleştiğinde ortaya karanlık mizahı da oldukça güçlü olan ,doğru dinamikleri sayesinde kurgunun realistik forma oldukça yakın durduğu ve tamamen akan bir eser ortaya çıkıyor.
Üstelik serinin 3.romanında okuyucu için sürpriz bir katil ve "öldür-aşık ol" tezatında şekillenen metaforik ,karanlık ve tutkulu bir hikâye daha yer alıyor.
Seriyle ilgili dikkatimi çeken esas nokta yazarın katil güzellemesi yapmaması ve kötücül zihniyetlerin kirli dünyasını olanca çıplaklığıyla anlatarak aslında bir an dahi karanlık dünyası olanlarla empati duyulmaması gerektiğine dair satır aralarında vurguladığı detaylardı.
Özen göstererek kaleme aldığı,travmatik birçok sahnenin incelikle