Yürekler çıkar anlaşmazlıklarıyla kırıldı; kudurmuş bir hırs hepsini örseledi; kıskançlık bütün yürekleri kemirdi; alçaklar, irinli yaralar sardı her yanlarını... İnsanların hepsi hasta, yaşamaktan korkuyor; sisler içinde şaşkın şaşkın dolaşan bir halleri var... Herkes yalnızca kendi acısını hissediyor. Derken içlerinden birisi çıkıyor, yaşamı aklın ışığıyla aydınlanıyor ve onları uyandırıyor: "Hey! Zavallı şaşkın yaratıklar,' diye sesleniyor. ‘Çıkarlarınız ortaklaşadır, birdir. Hepinizin yaşayıp gelişmeye hakkınız var, bunu anlamanızın zamanı geldi artık.' Yalnızdır bu adam, bu yürekli ses, onun için böyle haykırıyor, dostlara ihtiyacı var; yalnızlık içinde hüzün duyuyor, üşüyor. Çağrısı yetişiyor; yüce yüreklerin hepsi bir oluyor, bir gümüş çan gibi, kocaman, engin duygulu tek bir yürek meydana geliyor. Bu çan ne diyor bize, bilir misiniz? ‘Ey insanlar birleşin. Tek bir aile halinde bir araya gelin! Yaşamın kaynağı sevgidir, kin değil!' İşte kardeşler, bu çanı duyuyorum ben!" dedi.
İnsan kendini dünyanın en iyi meyvesi sanır ve başka herkesin de kendisini yemekten başka derdi olmadığını düşünür. Bir süre sonra, herkesin göğsünde bir yürek taşıdığının farkına varır, rahatlarsın. Bir sürü çanın arasında sesi bile duyulmayan küçücük bir çan olduğun halde, kendini çan kulesiyle bir tutmuş olmaktan dolayı utanırsın. Sonra bir de bakarsın ki, senin çanın sesi de koronun içinde çınlıyor, yalnız kaldığında ise diğerlerinin arasında boğulup gidiyor.