Sınırsız bir dünyada her gün yeni bir öykü olabileceğime inan inanamıyorum. Mesafelere konan ağırlığıyla ben kendi içimde bölünmüş bir hologram şehriyim. Hologram şehrinde gözlük yerine taktığın lenslerle havada yürüyor olabilirsin, takla evet havada taklalar da atıyor olabilirsin. Şu şeffaflık neyin nesi? Ben geçirgen miyim? Bencil, gamsız, umursamaz, dert çekmemiş, gün yüzü görmemiş, sıradışı, akıllı, tüm bunları elimin tersiyle kenara koyuyorum. Ayıkladığım mercimek tanelerini tepsinin bir kenarına elimin sırtıyla kenara ittim. Tane tanelerini hissedip tepsiyi kaldırdım. Masum bir tekme savurdum tepsiye. Tepsi havada takla attı, döndü döndü, mercimek taneleri dağıldı, saçıldı yavaş yavaşça her biri bir yere. Birisine omuzumla dokundum, diğerini sağ elimin sırtıyla dokundum, zıpladılar. Tepsi yuvarlandı havada döndü döndü, kısa taytım siyah, üstümde kısa kollu leylak rengi tişört. Kollarım iki yanda döndüm döndüm. Kafamı arkaya savurdum saçlarım tel tel, mercimekler yere değip tekrar sıçradı, taşlar daha az sıçradı. Tekrar yere değdiler taşlar önce, mercimekler sonra.Tekrar sıçradılar. Taşların bazıları yerdeler, ayaklarımla bastım, ayağımın altını iğnelediklerini hissettim. Yere basıyordum ayağıma taşlar yapışmış, yer soğuk. Serinlik geliyor bir yerden, nereden? Klima yok, mevsim yaz. Mercimekler ve ben dans ettik.