Evet ben, doğrudan insana çıkmayan her şeyi küçümsüyorum. Bir gülücüğün, bir tebessümün bir sıcak sözün yerini hiçbir şeyin tutmayacağına inancım kavileşiyor zaman geçtikçe. İnsanların giderek suskunlaştığını, kendi dehlizlerine gömüldüklerini ve yaşamın sıcak renklerinin grileştiğini görüyorum. Ve zamanın akıl almaz bir biçimde hoyratça harcandığını…
Bir gün, her şey asıl rengine dönecektir.
İnsan sıcaklığı taşımayan hiçbir şeyin kalıcı olmadığını söylemek istiyorum. Heyecan bir gün sükûn bulur; her yeni, bir gün boyalı cazibesini yitirir. Ve insani olan, kalıcı olan, aslolan gelip yerine oturur.
Tabiatla insan ve kâinat arasındaki muazzam bağın varlığını göz ardı etmiş ya da unutmuş olmalıyız. İnsanı kâinatın bütününden ve ‘varoluş’un anlamından bağımsız düşündükçe yalnızlaşıyor ve korkunun kucağına atılıyoruz.