Ali Çolak

Ali Çolak

YazarÇevirmen
8.5/10
121 Kişi
·
569
Okunma
·
33
Beğeni
·
3.682
Gösterim
Adı:
Ali Çolak
Unvan:
Türk Yazar, Gazeteci
Doğum:
Nazilli, Aydın, Türkiye, 1965
1965 yılında Nazilli’de doğdu. Toygar İlkokulu’nu, Sümer Ortaokulu’nu ve Nazilli Endüstri Meslek Lisesi’ni bitirdi. Gazi Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesi’nde başladığı yüksek öğrenimini ikinci sınıfta bıraktı. Daha sonra Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne girdi ve 1988 yılında buradan mezun oldu. Bir süre bir yayınevinde çalıştı. 1989’un Mart ayında arkadaşlarıyla birlikte edebiyat dergisi Kırkikindi’yi çıkardı.(3 Sayı) Daha sonra Milli Eğitim bakanlığı’na geçerek Mardin’in Savur ilçesinde edebiyat öğretmenliğine tayin edildi. Burada yarım dönem çalıştıktan sonra istifa etti ve İstanbul’da bir özel öğretim kurumunda öğretmenliğe başladı. 12 yıl süreyle öğretmenlik ve yöneticilik yaptı.



1989’da, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yeni Türk Edebiyatı Bölümü’nde başladığı yüksek lisans çalışmasını, tezini tamamlamadan bıraktı. Çeşitli edebiyat dergilerinde denemeler yazdı. 1992 yılında Zaman gazetesinde köşe yazarlığına başladı. Deneme türünde eserler veren ve çeşitli yayınevlerinden çıkmış 10 kitabı bulunan Ali Çolak, 1996 yılında ‘Günlük Güneşlik Şarkılar’ adlı kitabıyla, Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) ‘Yılın Deneme Yazarı’ ödülünü aldı. Ali Çolak, haftada bir yazdığı köşe yazılarının yanı sıra 2001 yılından bu yana Zaman’ın kültür - sanat sayfası editörlüğünü yürütüyor.
Eğer her akşam ve sabah kalbinizi şöyle bir hesaba çekmiyorsanız, inançlarınızı bileyip azminizi artırmıyorsanız, herşeye çoktan alışıp gitmişsinizdir.
Nedense hep yeninin peşindedir insan. Görünüşte sürekli yeniyi arar ve koşar. Fakat ruhu yeni ve taze olana sımsıkı kapalıdır.
Ne garip değil mi; çocukken hep büyümek, aklı erenlerin işlerine karışmak isterdik. Bilezik ki hayatın ufukları daralacak ve günlerimiz gerçeğin daracık sınırlarına çekilecek.
132 syf.
·3 günde·Beğendi·Puan vermedi
Beklemek, ömrü uzatıyor.Küçük şeylerden, küçük saadetlerden, küçük umutlardan bir gelecek birikiyor önümüzde. Başka nasıl yaşanacak bu ömür? Dünya... gölgeler birikintisi... Birazda biz oylanıp gideceğiz, oyalandigimiz kadar!
Güneş yarın da doğacak...
135 syf.
·9/10 puan
Mavisini Yitirmiş Yaşamak
Bugünlerde çok daha anlamlı geliyor bu kapağın ismi. Evlerdeyiz, maviden uzak. İçimizin mavilerine ulaşmak çabasındayız ama nafile. Maviyi görmek gerekiyor. Penceresinden mavi görülmeyen evlerde yaşıyoruz çoğumuz. Maviyi göremeden içimizdeki mavilere nasıl ulaşabiliriz ki?
Sadece ismi güzel değil kitabın. Hayatımda okuduğum en güzel deneme kitabı, bunu diyebilirim. Yıllar önce almıştım o zaman da okumuştum, yine okudum, yine okuyacağım. Bazı kitaplar tekrar isterler. Bu da o kitaplardan. İçerisinde altını çizdiğim çokça satır var. Bunlardan bahsetmeyeceğim ama birkaç başlık ismi söyleyeceğim:
- Sen bana yeni yılsın her dakika
- Yaşamanın tuzu biberi dondurulmuş gülücükler
- Eylül'ün dertleri(muhteşemdi)
- Mavisini yitirmiş yaşamak
- Zamansız bir İstanbul sevdası
- Şiir, medyumlar ve kocakarı ilaçları

İnsan böyle bir yazara üzülüyor doğrusu. Bir hiç uğruna kalemini heba etmesine, üzülüyor.
134 syf.
Çocukken günler çok uzundu ve çok sarı ve çok sıcak .Oysa şimdi her yer gri ama güneşi beklemekten vazgeçmeyeceğiz...
İçimizi ısıtan, yüzümüzü kavuran, huzur ve enerji veren güneş doğacak içimize.
132 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Göçenin acisiyla ölen olmadi hic onlari cukurlara gömer gömmez arkamizi dönüp kaçtik yemekler yedik sonra, sarkilar dinledik hayatimiz sürüp gitti hicbirsey olmamis gibi bir söz uydurmustuk ölenle ölünmezdi..!
157 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10 puan
Bol alıntılı bol bilgili ve bol duygulu deneme yazılarından oluşmuş güzel bir çalışma. Eşine az rastlanır tasvirlerin de muhtevasında bulunduğu değeri her geçen yıl daha çok artan Anadolu' dan çıkmış edebiyat aşığı bir yazarın kalbinden kağıda yansımış kelimelere göz değdirmek güzeldi.
176 syf.
·10/10 puan
“Bir bahçe düşü kurmadığım zaman olmuyor neredeyse. Bir bahçe evet, şöyle korunaklı, küçücük. Kıyısı boyunca renk renk ortancalar köpürecek. Duvarın üstünden morsalkımlar sarkacak baharda. İlla ki çelimsiz de olsa bir erik olacak, bir ayva, bir çam. Erik ağacı, kış biter bitmez ilkyazı müjdeleyecek. Sonra nisan geldi mi ayva, bak işte, yaz geliyor diyecek. Çam, dağların kokusunu anımsatacak durduğu yerden. Bir küçük leylak ağacı köşede, buram buram kokutacak çiçeklerini. Sonra bir köşesinde el kadar tarh olacak. Oraya, maydanoz, kıvırcık, soğan, biber ekeceğiz. Küçük, el kadar bir toprak işte, içinde dolaşıp sokağın kirinden arınacağız.”

Ali Çolak böyle yazmış Bir Bahçe Düşü’nde. Buna benzer hayalleri zaman zaman hepimizin kurduğunu biliyorum. Çünkü biz bu betonlaşmış kentin adamları değiliz. Çünkü biz her ne kadar şimdi öyle olmasa da bir ayağımız toprakta büyüyenlerden, evlerinin bahçesinde çiçek yetiştirenlerden, yaz günü dut ağacından inmeyenlerdeniz.

Ali Çolak sevdiğim deneme yazarlarındandır. Denemeden başka bir türde eserini hatırlamıyorum. Zaten kendisi de yazmakta hissesine deneme düştüğünü belirtiyor. En son çıkan “Ama Sözcükleri Götüremezler” kitabı da dâhil bütün kitapları kütüphanemde. Mavisini Yitirmiş Yaşamak, Günsarısı, İnce Sözler, Bilmem Hatırlar mısın, Günün Ötesi kitaplarını daha önce okumuştum. Bu sebeple üslubuna aşinayım.

Deneme türünün özelliğidir. Karşınızdaki kişiyle konuşur gibi yazmak. Kitabı okuduğum süre içersinde Ali Çolak’ı evimde misafir etmiş gibi oldum. Gibisi fazla, öyle oldu. Hem de günlük siyasetin dışında konular üzerinde sohbet ettik. Neler konuşmadık ki onunla. Aşkın vıcık vıcık kâğıtlara boyanışını konuştuk. Aşkla ilgili son hükmü o koydu. “Aşk, bir keşif değil artık, istila! Ne nüfuz, ne hakikat, ne bulmak! Yanmıyor onu anlatan hiçbir dil ve dudak. Niye yazmalı ki o zaman, niçin anlatmalı? Neye yarar yazdıkların söz kirliliğinden başka! Yazmamalı, eskitmemeli aşkı, sarıp sarmalayıp kaldırmalı kendi beyaz ülkesine, kalbe... Dinlensin orada, arınıp durulsun. Tutkulu bir dil'le yeniden keşfedileceği zamana dek.”

Eylül’ü konuştuk. Eylülün kederli sesinden. Ve belki kederli halinden. Tatilin bitmesinden, yazın sona ermesinden, bahçelerden geçmelerden ve de artık yüksek duvarlarla çevrili bahçeler içine kondurulmuş okul binalarına, yurt binalarına hapsolma vaktinden.

Hırsızlarını konuştuk. “Dünya malı, sahip olduğun için sevinmeye, kaybettiğinde de üzülmeye değmez” düsturunu hırsızlar sayesinde daha iyi anladığını söylüyor. Başından geçen üç hırsızlık olayından sonra bambaşka bir adam olmuş. Artık eli sıkı değil, para elinin kiri. Şimdilerde parayı daha rahat harcar olmuş.

Ramazan pidesini bir anlatışı vardı, zor tuttum kendimi fırına gitmekten. “Fırından bir gazete parçasına sarıp, alelacele eve getirdiğimiz pideler, sofrada tereyağı, tulum peyniri, bal ve reçel sürüldüğünde, dünyanın en tatlı, en leziz, en vazgeçilmez nevalesi olur ve başka hiçbir nimet, hiçbir ziyafet bu lezzetin yerini tutmaz, tutamaz.” İşte bu sebeple iftar saatine yakın zamanlarda uzun uzun kuyruklarda sıcak pide almak için bekleriz.

Ali Çolak’la daha neler konuşmadık ki, radyolu günlerimizden, artık arkası gelmeyen yarınlardan, talihin yar olmasından, kadın oyuncu dalında Oscar ödülü alacak olan Charlize Theron’un bir tevafuk sonucunda bir yapımcıyla karşılaşmasından, sokaklara aşk yazan adamdan bahsettik.

Sokaklara aşk yazan adam dedim de onun hikâyesini anlatmadan olmaz şimdi. Paris’li Duez 54 yaşındaymış. İki yıl beraber yaşadığı sevgilisi kendisini terk edince o da sevgilisinin güzergâhına, sokağına, caddesine çiçek resimleri yapmaya başlamış. Kadın isyanlardaymış. Açıyor telefonu “Yeter artık, düş yakamdan. Seni de istemiyorum, çiçeklerini de!” Duez bu, durmamış. Bu sefer kadının işe gittiği caddeler üzerine “Seni seviyorum” yazmış. Ama bu yazılar bizim sokak yazıları gibi değil tabi. Albenili çiçekli cinsten. Kadın soluğu mahkemede almış ve Duez’e üç yıl semtten uzaklaştırma cezası verdirmiş. Pes etmemiş Duez. Yazmaya devam sevgi sözcüklerini. Sabah kendi yazıyor, akşam belediye siliyor. Bütün bunlara rağmen taş kalpli sevgili yumuşamamış. Ama bir gün bir kadın Duez’i görünce “Bu resimleri senin yaptığını biliyorum ve bu yaptıkların beni mutlu ediyor.” diyor. O günden sonra Jean Luc Duze sevgilisi için “Seni seviyorum” sözcüklerini duvarlara yazmaktan vazgeçmiş ve herkesi mutlu edecek “amour” (aşk) sözcüğünde karar kılmış. Akşamları silinse de ne gam. O her sabah aynı gayretle insanları mutlu ediyor ve hâla Paris sokaklarına “amour” yazıyormuş.

Ali Çolak sohbeti hoş bir yazar. Belki bir gün siz de onu bir kitabıyla evinizde misafir edersiniz.
132 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10 puan
Deneme türünde eserlerini
bir araya geldiği bir kitap olduğu için haliyle bir olay örgüsü yada tek bir tema bulunmamakta fakat şöyle bir bakacak olursam ortalama bir tema olarak ‘eski zamanlara duyulan özlem’ diyebiliriz çünkü kitabın hemen hemen tamamında yazarımız eski zamanlara duyduğu özlemi kendi anıları ile de pekiştirerek bizlere aktarıyor.
132 syf.
·Puan vermedi
Denemeler sıkıcıdır algısını kafamda yıkan adam. Türk kültürünü sere serpe, gözler önüne öyle güzel seriyor ki sanki hikaye yahut romanmış gibi, kendinizi mekanlarda karakter olarak hayal etmekten alıkoyamıyorsunuz.
135 syf.
·7 günde
Kitap maviye gönül vermiş mavi gibi cıvıl cıvıl olan yüreklerin odel Zaman İçinde bilinçli ve sorgulanmamış hayat tarzının verdiği boğucu Hayat anlayışına karşı Kendini aydınlığa çıkarma araçlarını ön plana çıkaran kitaptır.
Kitaptaki her yazi size yazılmış birer mektup gibi sade ve can alici...
Yitirdiğimiz mavi... Benim Çocukluğum, kır bahçeleri, köyümün çeşmeleri, sokaktaki arkadaşlarla oyunlarım, Gazoz kapağı toplayıp gazoz kapaklarıyla oynayışım.. hayallerim, Anılarım... Yağmur, gökyüzü, dağ havası, deniz havası, doğa, ağaç, su... Aşk, Sevda...
134 syf.
·3 günde·8/10 puan
Günlük Güneşlik Şarkılar kitabının arka kapağında şöyle bir yazı var:
Günlük Güneşlik Şarkılar'ı okurken yaptığınız şey, benimle, bu kitabın yazarıyla konuşmak olacaktır.Kitap, yazarın keyfince yaptığı gezintilerden oluşuyor. Düşlerde, anılarda ve kitaplarda süren gezinti."
Yazar, kitapta sizinle sohbet ediyor. Düşlerinin olduğu yerlere, gezintilerine sizleri de davet ediyor. Sayfalar akıp gidiyor ne zaman bittiğini anlamıyorsunuz. Okumanızı tavsiye ederim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Ali Çolak
Unvan:
Türk Yazar, Gazeteci
Doğum:
Nazilli, Aydın, Türkiye, 1965
1965 yılında Nazilli’de doğdu. Toygar İlkokulu’nu, Sümer Ortaokulu’nu ve Nazilli Endüstri Meslek Lisesi’ni bitirdi. Gazi Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesi’nde başladığı yüksek öğrenimini ikinci sınıfta bıraktı. Daha sonra Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne girdi ve 1988 yılında buradan mezun oldu. Bir süre bir yayınevinde çalıştı. 1989’un Mart ayında arkadaşlarıyla birlikte edebiyat dergisi Kırkikindi’yi çıkardı.(3 Sayı) Daha sonra Milli Eğitim bakanlığı’na geçerek Mardin’in Savur ilçesinde edebiyat öğretmenliğine tayin edildi. Burada yarım dönem çalıştıktan sonra istifa etti ve İstanbul’da bir özel öğretim kurumunda öğretmenliğe başladı. 12 yıl süreyle öğretmenlik ve yöneticilik yaptı.



1989’da, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yeni Türk Edebiyatı Bölümü’nde başladığı yüksek lisans çalışmasını, tezini tamamlamadan bıraktı. Çeşitli edebiyat dergilerinde denemeler yazdı. 1992 yılında Zaman gazetesinde köşe yazarlığına başladı. Deneme türünde eserler veren ve çeşitli yayınevlerinden çıkmış 10 kitabı bulunan Ali Çolak, 1996 yılında ‘Günlük Güneşlik Şarkılar’ adlı kitabıyla, Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) ‘Yılın Deneme Yazarı’ ödülünü aldı. Ali Çolak, haftada bir yazdığı köşe yazılarının yanı sıra 2001 yılından bu yana Zaman’ın kültür - sanat sayfası editörlüğünü yürütüyor.

Yazar istatistikleri

  • 33 okur beğendi.
  • 569 okur okudu.
  • 3 okur okuyor.
  • 136 okur okuyacak.
  • 5 okur yarım bıraktı.