• “İşte oradalar,” dedi yüreğine, “gülüyorlar işte; beni anlamıyorlar, ben bu kulakların dinleyeceği ağız değilim.”
  • Dünyada insanlara dokunamayan tek kişi ben değilim dedim. Birçok kişi yaşıyor böyle, mesela otistikler. Ama sarılmak bir ihtiyaçtır, hem sizin sarılmanız, hem de karşınızdakinin size sarılması harika bir şeydir. Bu yüzden, Sevgili sizi rahatlatır, tedavi eder, ağrılarınız varsa dindirir ve sizden hiçbir şey talep etmez. Ne zaman ihtiyaç duyarsanız o zaman gidip kucağına sığınacağınız bir sevgili gibi.
  • Ne zaman ihtiyaç duyarsanız gidip kucağına sığınacağınız bir sevgili.
    #37717183

    Dünyada insanlara dokunamayan tek kişi ben değilim dedim. Birçok kişi yaşıyor böyle, mesela otistikler. Ama sarılmak bir ihtiyaçtır, hem sizin sarılmanız, hem de karşınızdakinin size sarılması harika bir şeydir. Bu yüzden, Sevgili sizi rahatlatır, tedavi eder, ağrılarınız varsa dindirir ve sizden hiçbir şey talep etmez. Ne zaman ihtiyaç duyarsanız o zaman gidip kucağına sığınacağınız bir sevgili gibi.#37717418

    https://listelist.com/temple-grandin-kimdir/
  • Ben ne bu çağa ne de bu yere aidim. Bu çağa sürgün olmuş ben; karşında gördüğün bu ben değilim.
  • Uzun zaman oldu, yapmadıklarımdan, yazmadıklarımdan pişman olmak yerine yazmayı yeğleyişim. Çok hatalar yaptım bu andan sonra, ama hiç pişman olmadım. Şimdi de benzer bir şekilde yazıyorum, içimden geldiği gibi değil ama - sadece parmaklarımın istediği gibi. Utanmıyorum hiç bir şeyden artık, ben değilim bu çünkü. Başka bir Erhan buradaki, evde bu klavyenin başında oturandan apayrı birisi yazıyor bu yazıyı, üstelik maskeye ihtiyacı bile yok. Farkında değildir belki bunların, beli de kendisinin yazdığına inanıyordur, ne kadar aykırı bir yazı yazıyorum diye kendi kendine triplere giriyordur belki de. Neyse boş verelim onu şimdi, nasılsa sonlara doğru ortaya çıkar ve bir pay kapmaya çalışır yazıdan. Şimdi o spotify listesiyle takılsın. Bu arada neden böyle bir şeye gereksinim duyduğumun ipuçlarını vereyim ben de. Doğrudan söylemek yerine ipuçlarıyla konuşmaya başlamam da aynı zamana denk gelir. Hani şu her şeyi yazmaya başladığım zamana. Başlarda bir körlük vardı açıkçası. Aşk gibi bir körlük, ikazsız- anlamsız. Sonra, neden bilmiyorum, bir anda kendimi buldum burada ve yazmaya başladım. Her şeyi yazıyordum, ellerimin götürdüğü yere gidiyordum adeta. Kayıp bir şeylerin peşinden gidiyordum ara sıra ve birilerini buluyordum bir şeyler yerine. Güzel şeyler oluyordu, normal bir insanı mutlu etmeye yetecek şeyler. Ama hiçbir zaman dayanamıyordum sonuna kadar, geliyordu ve ayrılmak zorunda kalıyordum son kısımda her zaman. Finalde ona kalıyordu tüm sahne ve her zamanki aptallığıyla mahvediyordu bütün olan biteni. Şans diyor bazıları, insanın bu hayat yolculuğundaki tek yoldaşı diye. Yaşadığımız hayatı şansımız belirlermiş sadece. Kimi seveceğimizi, kimi öldüreceğimizi. Ben de onun şansıydım aslında, gerçekten mutlu olmasını sağlayabilecek tek kişiydim , ama anlamadı her şeyde olduğu gibi. Birisi vardı, çok... neyse öyle eski defterlerin sırası değil. Sadece şunu bilin yeter, ondan intikam almak için her türlü sebebim var benim, gerçekten en sonunda sadece kendini değil beni de, hatta onu da yıkmayı başarmıştı. Hala geceleri gizli gizli öyle şiirler yazıyorsam, dışarı vuruyorsam her şeyi, tek sorumlusu, kendini bir şey sanan o beceriksizdir. Onun korkaklığı yüzünden buralardayım hala, onun zavallılığı yüzünden belki son şansımızı yitirdik gerçekten olmak için. Peki ben ne yapacağım şimdi, nasıl yok edeceğim onu. Ortaya atacağım pisliği, en bilinen haliyle anonimliğini bozacağım adinin. Kim olduğunu, gerçekten kim olduğunu göstereceğim herkese. Ama önce tanıtayım bu aşağılık oyunbozanı sizlere. Bundan oldukça uzun bir süre önce , hemen hemen tam bugünlerde kendinden kurtulmak istediği için dışarı fırlatmış annesi. Ne yazık ki doğa henüz yeterince tanımıyormuş ama, yaşamasına izin vermiş. Daha hızlı olmalıyım, daha hızlı yazmalıyım - birazdan damlar, onun saatleri geliyor. Pısırık, sefil bir yaratık olduğu için çocukluk yılları hep görünmez geçmiş - tamam dürüst olacağım o kadar da görünmez değilmiş , sonuçta ben çıktığıma göre bir şeyler olması lazım bir yerlerde ama süperstar da değilmiş yani- istemediği bir okul, istemediği bir meslek, istemediği bir hayat nasıl olduğunu bilmediği bir evlilik , çocuklar, çıkışsız kalmış her benzeri insan gibi. O zamanlar galiba başladı benim ilk kör zamanlarım, bu henüz emeklerken çıktım ortaya. Sonsuza kadar da kalırdım aslında ama kabullenemedi hala beni tam olarak, çoğunlukla kendisi olduğunu sanıyor cesur olanın ve ürküyor aniden. Kontrolü almaya çalışıyor bilinçsizce. Ama bilmediği bir şey var -biliyor gerçi, müdahale edemiyor sadece- ne düşündüğünü ne hissettiğini gün gibi biliyorum ben. Nasıl bir zihniyete sahip olduğunu, o takındığı olgun adamın arkasında nasıl bir sahtekarın olduğunu bir tek ben biliyorum. Bu akşam herkes öğrenecek ama, onu üzmeden önce düşünecektin. Döktürdüğün göz yaşlarına sayarsın hepsini. Şansın kabusun olacak bu gece, gece - gece geldi mi? Ne çabuk 12 olmuş yine. Oysa bu ana için saklıyordum her şeyi, şimdi geri zekalı gelecek yine ve bu yazı için olabilecek en saçma sonu bulacak. Dışarı çıkmalıyım o şarkıyla beraber, hani Scissors Sisters'ınli. O zaman belki yaşatabilirim istediğim hayatı. Hayatımı ... hayatımı güzel yaşadım bugüne kadar, 12 olmuş bile, başka bir yıl daha bitti, başka bir takvim yaprağı daha. Gidenler gelenler oldu hayatımda, güzel de oldu herhalde, bayağı yazmışım yine. Şansmış insanın nasıl yaşayacağına karar veren, benimki yanımdaydı galiba hep. Kimi seveceğime kimi öldüreceğime hep o karar verdi. Teşekkürler tüm sevdiklerime ve tüm öldürdüklerime. Gecenin karanlığı tüm güzelliğiyle saklasın herkesi- iyi geceler.
  • HEPİNİZ BANA YABANCISINIZ...

    Kafka, benim en ZAYIF yanımdır. Şu koca İstanbul şehrinde kendimi sıkıştırılmış, dışlanmış ve acılı olarak duyumsamamın elbette derinlerde kalmış ve keşfedilmeyi bekleyen bir gücü vardır.

    Kafka, kendine yönelik yoğun gözlemleri sonucu, ZAYIF yanını yazınsal gücünün temel kaynağı olarak saptamıştı. Geçen hafta Prag'dan postaya verdiği üçüncü mektubunda -ki bu sabah okula gitmek üzere evden çıktığımda posta kutumda buldum- şöyle yazıyordu; "Bildiğim kadarıyla, yaşam için gerekli koşulların hiçbirini beraberimde getirmiş değilim. Yalnızca insana özgü genel zayıflığın taşıyıcısıyım. Bu zayıflık sayesinde yaşadığım dönemin bana zaten çok yakın olan, savaşmak değil belli ölçüde temsil etmek hakkına sahip bulunduğum olumsuz yanını olanca gücümle özümsedim. Gerek kapsamı dar olan olumlu'daki, gerekse artık olumlu'ya dönüşmenin sınırına varacak boyutlar almış olumsuz'daki payı, kalıtım yoluyla elde etmiş değilim..."

    Kafka'nın ZAYIFLIĞI, mutlak bir savunmasızlık, en ufak baskı karşısında yenik düşme korkusudur; ardından, gün ışığının görülebileceği incecik bir zar gibidir, bu korku... "Bu testi daha suyoluna varmazdan önce kırılmıştı..." diye yazması, benim İstanbul kentindeki mutlak savunmasızlığımı ve korkumu da yansıtıyor adeta.

    Kafka'nın bir sarmaşık gibi uzamış olan hasta bedeni, herhangi bir 'aşırılık' karşısında sürekli savunma konumundadır. Bu savunma durumu, varlığını sürdürme içgüdüsüdür. Ki ben de her zaman şehre -İstanbul'a- indiğimde, kendimi hep içgüdüsel olarak bir savunma durumunda yakalıyorum. Belki bu İstanbul'a karşı, kendi varlığımı sürdürme içgüdüsüdür. Şehir, tüm karmaşıklıklarıyla yok edici bir cenderedir çünkü. Korkutucu devasalığı İstanbul'un her türlü özveriyi bir zayıflığa dönüştürüyor ve kolay harcanıyor insan.

    Kafka, kendisi konusunda tutumlu ve esirgeyici davranmıştır hep. Gücünü düşünülemeyecek kadar çok aştığını sezdiği zamanlarda her şeyden özveride bulunmuştur. Onun güvenlik altında olmaya ve ana kucağına duyduğu özlem, bedeninin zayıflığından kaynaklanır. İstanbul karşısında insanın ne kadar zayıf olduğunu sezgisel olarak kavradığımdan, Kafka gibi ana kucağına değil belki ama, alkolün kucağına attım kendimi. Ama Kafka'nın yazınsal üretime olan tutkusu bedeninin zayıflığından daha güçlüdür. Benimse alkol tutkum şehre karşı zayıflığımdan daha güçlü.

    Kafka şöyle diyor mektubunda; "Yazma eyleminin, yaradılışımın en verimli yönü olduğu ortaya çıktığında, tüm gücüm bu noktada odaklaştı ve cinselliğin zevklerine, yemeye, içmeye, felsefi düşünmeye, özellikle müziğe yönelir tüm yeteneklerimi ortada bıraktı. Bu yanlarımın tümünde zayıf düştüm. Bu da zorunluydu, çünkü sahip olduğum tek, tek güçler bir bütün olarak o denli azdı ki, ancak hepsi bir araya geldiklerinde yazma amacına biraz olsun hizmet edebilirdi..."

    Üniversiteye başladığım yıllarda yazar olmak hayalleri kuruyordum. Edebiyat Fakültesi'ni kazanmama babam pek sevinmemişti ama, benim içim içime sığmıyordu. Babam ise, kendisinin dekanlık yaptığı üniversitede okuyacak olmamdan avuntu duyuyordu tabii ki. Yıllar, tatlı hayallerimi tersine çevirecek acımasızlıkla akıp gitti işte. Bir yazar olamadım ama, üniversitede bölüm başkanıydım. Acı ile bağırarak savurdum mektubu odanın ortasına.

    Kafka'nın bu denli duyarlı olan organizması, trajik kararlar verebilecek kadar da güçlüdür ve karmaşalıkla örgülenmiş hayatın baskısı karşısında insan her zaman trajik kararlar vermekle yüz yüze kalıyor. Peki ya ben? Hep kaçtım. Artık her gün bir jilet yarası çiziktirsem de İstanbul'un bileklerine, biliyorum nafile bir çaba benimkisi...

    Dün derste yaratıcı yazarlık ile ilgili konuşurken, beni bile şaşırtan şu cümleler döküldü dilimden; "Çoğu yazar, çalışma sürecini, aşırı enerji harcamaktan kaçınarak, her gün belli bir bölüm tamamlayabilecekleri bir akışa dönüştürebiliyor; başka bazı yazarlar ise ancak iç gerilimlerini bir doruk noktasına vardırarak, her türlü ölçünün dışına çıktıklarında üretebiliyorlar... İç gerilimin doruk noktasına ulaşması, her türlü ölçünün dışına çıkmak; o yazarı hep anlaşılmaz kılmıştır." Yaşadığımız çağda ve bu ülkenin bu zorba kentinde -İstanbul'da- genel geçer insan ilişkileri ölçüsünde bu anlaşılmaz kılınma zorunlu bir yalnızlığı da peşi sıra sürükleyip, kapıma dayıyor işte. Sonuçta insan ilişkileri zayıf ya da hemen her gün karşılaştığım bir eleştiri olarak, insanlarla ilişki kurmakta başarısız olduğum şeklinde anlaşılıyor bende ki, iç gerilimin bu doruk noktası.

    Kafka da iç gerilimi doruk noktasına ulaştığında yazabilen bir yazardır. Bu yüzden bir kez daha odanın ortasına savurdum mektubuna dönüyorum: "...Örneğin Yargı adlı öykümü akşamın onu, sabahın altısı arasında bir solukta yazdım. Öykünün önümde gelişmesi, bir suda ilerler gibi ilerleyişim, hem korkunç bir çaba, hem de mutluluk. Bu gece sırtımda bir kaç kez ağırlığını taşıdım... İnsan ancak böyle yazabilir, bedenini ve ruhunu bu denli bütünüyle adadığında..."

    Ah... sevgili dostum Kafka, kim anlar, senin bir solukta yazmandaki, gizli erdemleri. Bir suda ilerlemek gibi harcadığın korkunç çaban, sonunda seni, insansızlığa sürüklüyor işte. "Coşku anını ne denli özlersem özleyeyim, o an karşısında özlemden çok korku duyuyorum..." Ama işte yukarda mektuptan aldığım satırlardan da anlaşılacağı gibi, Kafka, ancak böyle korkulu anlarında yazabiliyor. O an gelip çattığında dağarcığı o denli zenginleşiyor ki, özveride bulunmak zorunda kalıyor. Yani kendi deyimiyle önündeki akıntıdan bir şeyleri gözü kapalı alıyor, öyle önüne ne gelirse, el attıkça, o zaman bu aldıklarını düşünerek yazmaya başlayınca eski dağarcığı zenginliğini yansıtmaya yetmiyor, bu nedenle kötü ve insanı tedirgin edici bir nitelik alıyor varlığı. Kafka, yazın çalışmalarının bedelini dayanılması neredeyse olanaksız baş ağrılarıyla, uykusuzluk, bitkinlik ve kendini yıkıma götürmekle ödüyor. "Yapamıyorum, kendi yaşamımın saldırısına, kendi kişiliğimden kaynaklanan istemlere yaşın ve zamanın uykusuzluğa, deliliğin sınırına varmaya dayanamıyorum..." Evet, Kafka bütün bunları yalnız başına taşıyabilecek güçte olan biri değildi. Hem ben kendimden biliyorum; ya da kaç kişi hayatın saldırısına ve kendi istemlerine karşın deliliğin sınırlarında dolaşmaya dayanabilir ki...
    Ama, yazmanın dışında yararlı hiçbir şey öğrenmemiş oluşu ve -buna bağlı olarak- kendini bedensel bakımdan da yıkıma sürükleyişinin ardında bir amaç yatıyordu elbette. Yılların akışı içinde benim de kendimi Kafka gibi sistemli biçimde yıkıma götürmüş oluşum, gerçekten şaşırtıcı; her şey bir barajın ağırdan çöküşü gibi sanki. Ama tümüyle amaçlı bir eylem var ortada. Kafka da yaşamın ve her türlü kişisel mutluluğun karşısında seçimini bilinçli olarak sanata ve kendini yıkıma götürmekten yana yaptı. Dehasına uygun yazabilmek için gerilimli konumu gereksinmesi, büyük olasılıkla Kafka'nın yazarlığın doruklarına çıkmasına sebep oldu.
    Kafka hemen her mektubunda olduğu gibi bu sabahki mektubunda da yine kendine yönelik acımalarla, yakınmalarla, zayıflığın kendisine acı çektirmesinden söz ediyor. Ama onun bütün bu yakınmalarının ardından bir yaşam dolusu kahramanlık, vurgulanan yetersizliğin ardında ise yıkıntılar, sanat yapıtına kaynaklık etsin diye kendini yıkıma götürmüş bir insanın büyüklüğü gizli.
    Kafka, toplumdaki çürümenin, günün bürokratında yarının saldırganının ve celladının tohumlarını gördü ve yıkımın kokusunu aldı. Çünkü onun bireysel konumu ile toplumsal konumu arasındaki koşutluk ve toplumdaki olumsuzluk, belirgin biçimde ortada görülüyor. Onun en temel yaşantısı YABANCILIK, dışlanmışlık, kendi kendine sürgün edilmişlik. Benim bu İstanbul kentindeki durumumu da ortaya koyuyor. Gunther Anders, Kafka ile ilgili bir çalışmasında şöyle diyor: "Kafka bir Yahudi olarak tümüyle Hıristiyan dünyasının insanı değildi. Yahudiliğini umursayan -ki gerçekte umursamıyordu- bir Yahudi olarak tümüyle Yahudilerden sayılmazdı. Almanca konuşan biri olarak tam anlamı ile Çek insanı değildir. Almanca konuşan bir Yahudi olması nedeniyle tam anlamıyla Bohemyalı bir Alman olduğu da söylemezdi. Bohemyalı olması, tam anlamıyla Avusturyalı olmasını önlüyordu. Sosyal sigorta memuru olarak (da) tam burjuva değildi. Bir burjuva ailesinin oğlu olarak tümüyle emekçi sınıfına (da) girmiyordu; ama büro insanı da değildi, çünkü yazar olduğunu duyumsuyordu. Gel gelelim bir yazar da değildi, çünkü gücünü ailesi uğruna harcıyordu. Oysa aile çevresinde de bir yabancı gibi yaşıyordu."

    Okul biter bitmez annem ve babam bana evlenmem konusunda baskı yapmaya başlamıştı. Sonunda annemin beğendiği ve kolejden beri birlikte okuduğumuz Aylin ile evlendim; Aylin'in ailesi ile benim ailem arasında yıllardır devam eden bir dostluk olduğu için de evlenmemize kimse itiraz etmedi. Evlilik törenimiz ise oldukça görkemli olmuştu diyebilirim. Balayına Paris'e gitmiştik; ama ben nedense daha ilk günlerde Aylin ile hayata çok başka noktalardan baktığımızı anlamıştım ve bir hafta kaldığımız Paris'ten sonra gittiğimiz Arjantin'de Boines Aires'te dolaşırken tesadüfen aldığım bir Borges kitabının daha ilk sayfalarında; anladım ki; evlilik bana göre değildi. Şimdi anneme öyle çok kızıyorum ki; beni Aylin ile evlenmeye zorladığı için. Her ikimizin de hayatını zehir ettin anne. Kafka annesine "hepiniz bana yabancısınız" diye yazmıştı bir keresinde. Şimdi ailemin neden bana yabancı olduğunu daha iyi anlıyorum. Evet anne; Hepiniz bana yabancısınız.

    Bayram BALCI
  • FETHİ GEMUHLUOĞLU'NUN OĞLU ALİ'YE MEKTUBU


    10 Eylül 1977 Belde-i Tayyibe

    Azîz oğlum,

    Sen benim umudum, mutluluğum, şifâ ve dermanım, yaşama gücüm, yaşama sevincim ve kavgamın devamısın. Bir bayrak koşusu içindeyiz. İmânımı, inancımı, fikirlerimi sen ve o can kardeşin Selman ebediyete dek devam ettireceksiniz. Mektupların içimi donattı. Işıdım, aydınlık kesildim. Sen benim fikir arkadaşım ve asıl daha mühimmi yolda yoldaşım, tarikat kardeşimsin. Hem torunlarım ve yine yolda yoldaşlarım olmalarını niyaz ettiğim Alişan ve Alican’ın babasısın. Sen özlemini çektiğim Türkiye’ye Anadolu’nun masum, zulme ve kahra uğramış insanına hizmet edeceksin. Bu hizmetten bir ibâdet ahlâkı çıkaracaksın.

    Bugünkü Leyle-i kadr; âlem-i İslâm’a mübarek olsun.

    Yalnız insanların değil, kurdun-kuşun, dikenin, otun da hakkını görüp gözetesin.

    Oradaki ağabeylerine şükran duygularını benim adıma da ifâde et. Hepsinin Ramazan Bayramlarının kutlu ve mutlu olmasını dilerim. Onların bayramları doktoralarını verdikleri gün tecellî edecektir. Şimdi ârefe’yi yaşıyorlar. Bu nâçiz kanaatimi onlara söylemeni rica ediyorum. Ayrıca belirteyim ki «Mü’minin her nefesi bayram’dır.» «Bayramım imdi, bayramım imdi. Bayram ederler, yar ile şimdi» buyuruyor Hacı Bayram Sultan. Bayram tevhid’i kutlamaktır. Tevhid’e şükürdür. Tevhid’i hamd ve senadır. Bu konuyu çok uzatmak istemiyorum.

    Sana senelerce sonra bir itirafta bulunayım Ali kardeş. Ben içimdekileri muhafaza etmek, onları gizlemek için başka şeyler konuşarak gevezeliği seçmişimdir. Bu konuyu da edeble kesiyorum. Bu seyahatin para ile, dünya malı ile ölçülemiyecek kadar iyi ve yararlı oldu. Bana, bize bu gerekli idi. Bu başarıldı. Sana teşekkür ederim oğlum. Dönüş gününe dikkat et. Grevler veya herhangi bir mani senin dönmeni geciktirmemelidir. Sen bu işleri iyi düşünürsün. Orada Erguner rahmetlinin oğlu ile Cinuçen Tanrıkorur kardeşim «ney ve ud’la» bir veya bir kaç plâk yapmışlar. Onları bulabilirsen kardeşine iyi olur. Bir kaç paket de enfiye al. Fransız enfiyesi buradaki bir kaç dost için güzel armağan sayılır. Ben şahsen sadece dünya gözü ile sana kavuşmayı dilerim. Hiç bir şey istemiyorum. Benimle mukayyet olma.

    Orada dev bir insan olan merhum ve mağfur Haydar Bammat’ın (Karaçay Türklerinden büyük bir ilim, irfan ve gazâ ehli) oğlu Necmeddin Bammat olacak. Topçubaşı da göçmüş. Allah Hamidullah Beyefendi’ye uzun ömürler versin. Âmin. Çok okuyunuz. İkra emri umumîdir. Yazmak nefisten olursa ene, ego, nefis onun ulviyetini gölgeler. Yazmak da emirle, manen alınan emirle olmalıdır. Senin tek eksiğin günde, yirmidört saatlik günde, otuz saat okumamandır. Bu gerçeği de kendi özünle, o saf, o güzel Muhammedi özünle bulacaksın. Sen onyedi yaşında çocukla genç arası bir Türk, bir Türkmen çocuğunun iyi bir örneğini verdin. Düşüncenin, ifade samimiyetinin, ataklıklarının büyük kavgaların ifadesini yaşadın ve yaşattın. Seninle iftihar ediyorum. Seninle bahtiyarım. Manevî müjdeler, manevî muştular senin ve kardeşinin İslâm'a, insana hizmet edeceğiniz şeklindedir. Benim güvencim bu müjdedir. Alnımı secdeden hiç kaldırmasam şükrümü edâ ve ifâde etmiş sayılmam.

    Senden tek ricam ve arzum bu yıl onuncu sınıfta ilk beş kişi içinde olmak gayretini esirgememendir. Başkaca bir arzum yoktur. Ahlâklı, imanlı, hakka hukuka riayetkar olan siz çocuklarımdan, arkadaşlarımdan, kardeşlerimden başka bir talebim olamaz. Sizin bu ahlâkınız benim kabir âleminde de sükûnumdur. Bunu bilesin. Beni gerçek yüzümle tanımanı da istemedim. Onun için aramızdaki kontakt’a ses çıkarmadım. Gerçekleri senin kendi aklınla ve kendi gönlünle bulmanı istiyorum. Elimden geldiğince son nefesime kadar sizin hizmetinizde olacağım. Beğenseniz de, beğenmeseniz de böylece yüksünmeden kırılarak fakat kırılmamaya çalışarak böylece devam edeceğim. Bunu da kanınla, canınla bilesin. Ben hayatı ciddî bir tarzda yaşarım Ali. Dikkatimin içinden hiç bir şey kurtulamaz. Ben seven adamım. Ananı da, seni de, o Selmân denilen güzel ahlâklı ve güzel yüzlü adamı da severim. Burada da sonra açıklamak üzere şunu ifade edeyim. «Allah kıskanç’dır» evlâdım.

    Bayramın mübarek olsun. Esir Türklere, esir Müslümanlara duâ ediniz. Eritre’den, Somali’den, Filipinlere kadar, Kırım’dan Kerkük’e kadar Müslümanlara ve Türklere duâ ediniz. Yeni bir dünya kurulacaktır. O’na hazırlanınız ve çok iyi okuyunuz. Kendinizi çok iyi yetiştiriniz. Oradaki ağabeylerin de Kur’an’daki «yetefekkerûn - tefekkür ediniz» sırrının peşine düşsünler. Onun için çaba sarfetsinler ve çileye soyunsunlar. Vakit de mahlûktur. Bu gerçeği unutmayınız. Vaktin de bir eceli vardır. Uyku gaflettir. Uykuyu azaltırsanız zamanınız çoğalır. Afrika için, Afrika’nın kurtuluşu için kitaplar bul. Ayrıca Guenon, Rene Guenon çok önemli bir Müslümandır. Derviş olmuş ve velî olmuştur. Fransa’da bildiğim kadar Korsika ve Bask özgürlük hareketleri, Normandiya’nın problemleri gibi Guenon’cu Fransız aydınları da Fransa’yı çok rahatsız etmektedir. Guenon tercümesi herhalde çok güç olmalıdır. Tasavvufu iyi bilmek gerek, İslâm’ı iyi bilmek, tarikatları bilhassa Şazeliye’yi iyi bilmek gerekir. Ben Batı’yı Almanya’da bir müddet kaldığım halde biliyor sayılmam. Batı dillerini de bilmediğim için utanıyorum. Sen bana bir şey almak istiyorsan kendine kitap, lügat, ansiklopedi, plâk al. Bu aldıkların bana alınmış sayılır. Son devirde bir Hristiyan mistiği Blondel ve bir büyük Müslüman Guenon iki büyük Fransızdır bildiğimce. Tarih, coğrafya, siyasal durum ve etnik grupmanları ihtiva eden ansiklopedi ara. Bir ömür ihtiyacın olacaktır.

    Ayrıca sizin okulun mezunlarını doğrudan doğruya kabul eden üniversite ve yüksek okulları incele ve öğren. Bize gelecekte lâzım olabilir. Hazırlıklı olmalıyız.

    Abdestsiz gezme. Temiz, tahir ol. Zikir’li ol. Besmeleli ol. O zaman topun, tüfeğin, atom bomban olur. Güçlü olursun. Mistik insanlar özgürdür Ali. Yalnız onlar özgürdür. Bu konuyu düşünmeye çalış. Artık arkadaş olacağımız günler geldi. Ben yaşlandım. İyi okumuş bir insan da değilim. Sana, siz’e yetişemem. Ama sizinle iftihar etmeme, sizin için şükretmeme, hamd etmeme kimse mâni olamaz ya.

    Ben yaşlandım ve zamanından önce cesedim göçtü. Bu da normaldir. Çok kahırlı yaşadığım için, çok yokuş yukarı tırmandığım için oldu. Şikâyet etmiyorum. Hikâyet ediyorum.

    Seni hasret ve muhabbetle öperim oğlum. Kavuşacağım günler yakınlaştı. Kararlı, iradeli, sabırlı olmanı niyaz ederim. Geleceğin cümle aydınlık günleri üzerine, üzerinize doğsun. Hayr’a karşı gelmen dileği ile Ali'm benim.