İmam Yafii et-Temimi (Rahimehullah)'ın da başından buna benzer bir hadise geçmiştir. "Minhac" adlı kitabında şöyle anlatır:
"Alimlerin yolunu tutmak ile sofilerin işiyle meşgul
kendi hayatının başkalarınınkinden daha değerli olduğuna karar verdiğinde olan budur
elmanın içindeki kurdun sen olduğunu anladığında ve sen çürüdüğünden beri etrafındaki bütün elmalar çürümeye başlamış
“Fe sabrun cemîl / Sabır güzeldir” uzun ve hararetli bir münakaşanın sonunda bir babanın çaresiz feryadıdır. “Sabır güzeldir” demek kolay gibi görünebilir fakat böylesi bir acının içindeyken sabretmek nasıl güzel olabilir? Yani sabır güzel olabilir mi? Sabır güzel olabilecek bir şey mi? Sabır denildiğinde akla olumlu bir çağrışım geliyor mu hiç? Bilakis akla acılara katlanmak, zorluklara göğüs germek gelir sabır denince. Bu hâlde sabır nasıl güzel olabilir? İşte Yakup Aleyhisselâm’ın bu sözü üzerinde tefekkür edilmesi gereken asıl nokta burasıdır.
Burada insanı derinden düşündüren kelime “cemîl”, yani “güzel” kelimesi. Sabırla yan yana gelmesi en uzak görünen kelime budur. Aynı ifade Meâric Sûresi’nde Efendimiz (sav) için de kullanılır: “فَاصْبِرْ صَبْرًا جَمِيلًا / Öyleyse sen de güzel bir şekilde sabret.” Bu ifade nasıl olur da sabrın güzelliğini anlatabilir?
Bizi düşündüren bu ifade Fahreddin Razi’yi de düşündürmüş olmalı ki sabrın nasıl güzel olabileceğini o da sorgulamış ve birbirini tamamlayan üç madde sıralamış İmam Razi:
Birincisi: Başımıza gelen her şey Allah’ın takdiridir. Kulun kader karşısında itiraz hakkı yoktur.
İkincisi: Başımıza geleni Allah’a havale ederiz. O en hikmetli olan, en âdil olandır. Onun hükmünü sorgulamak bize düşmez.
Üçüncüsü: Gereği gibi sabreden kimse için sabır, güzelliklere açılan bir kapıdır. O an acı verse de sabrın sonu selamettir. Nice güzellikler vardır ki ancak sabırla ulaşılır.