İnternet bize birleşerek değişim yaratma fırsatını verdi. İyisiyle, kötüsüyle. Sorun, bu kadar muazzam bir sinir sistemine bağlandığımızda, mutluluğumuzun -ve mutsuzluğumuzun- da her zamankinden daha kolektif olması. Grubun duygusu,
bizim duygumuz oluyor.
ASLINDA HER ZAMANKİNDEN daha çok zamanımız olması gerekir. Yani, bir düşünsenize. Gelişmiş ülkelerde yaşayanların yaşam süresi beklentisi son yüzyılda iki katından fazlasına çıktı. Yalnızca o da değil, artık her zamankinden daha çok zaman kazandırıcı aygıta ve teknolojiye sahibiz.
...
Buna rağmen hayatımızın çoğunu iki ayağımız bir pabuçtaymış gibi hissederek yaşıyoruz. "Zamanım olsaydı daha çok okumak/bir müzik aletini çalmayı öğrenmek/spora gitmek/hayır işleri yapmak/yemek pişirmek/çilek yetiştirmek/eski okul arkadaşlarımla görüşmek/maratona hazırlanmak isterdim," gibi şeyler söyleyip duruyoruz.
Örneğin, Alman fizikçiler 2016'da 1 5 milyar yıl boyunca bir saniye bile ileri ya da geri gitmeyecek hassaslıkta bir saat yaptılar. Alman fizikçilerin artık bir yere
geç kalmak için bahaneleri yok.
"Doğada," diye yazmış Alice Walker, "hiçbir şey kusursuz değil ve her şey kusursuzdur. Tuhaf şekillere girmiş, eğri büğrü ağaçlar her şeye rağmen güzeldir." O biyonik seks robotlarınınki kadar sıkı, simetrik ve genç kalan vücutlarımız asla olmayacağı için toplumun gerçekdışı "en iyi" vücut modeline sahip olmadığımız halde sahip olduğumuz vücutlarla nasıl mutlu olabileceğimizi derhal öğrenmeliyiz çünkü vücudumuzdan memnun olmamak daha iyi görünmemizi sağlamıyor.
Kadınların görünüm kökenli
kaygılarını azaltmak yerine, erkeklerin görünüm kökenli kaygılarını artırıyoruz. Bir şekilde saptırılmış bir eşitlik fikrine uyarak, bazı alanlarda herkesi eşit yapmak yerine,
herkesi eşit oranda kaygılı yapmaya çalışır gibiyiz.