Elimizden kitaplarımızı alsalar, bir anda neye uğradığımızı şaşırırız. Artık hangi yolu seçeceğimizi, kime tutunup kimden kaçacağımızı, neyi sevip neyden nefret edeceğimizi, neye değer verip neyi hor göreceğimizi bilemeyiz.
Bize insan olmak yani etiyle kemiğiyle insan olmak bile ağır geliyor. Bundan utanıyoruz, ayıp kabul ediyoruz. "Soyut insan" diyebileceğim garip yaratıklar olmaya can atıyoruz. Biz ölü doğmuş kişileriz. Zaten çoktandır canlı olmayan babaların soyundan ürüyoruz ve bu durumu gittikçe daha çok beğeniyor, bundan zevk almaya başlıyoruz. Neredeyse bir kolayını bulup bizleri doğrudan doğruya düşüncelerin doğurmasını sağlayacağız.
... Dayanamadığı için o yazmayı sürdürdü. Ama biz burda dursak daha iyi olur sanıyorum.
Herkesten daha zeki, daha kültürlü, daha soylu olmakla birlikte ;başkalarının karşısında ezilip büzülen, horlanan, hakkını arayamayan, zararlı, iğrenç bir sinek olarak görürdüm kendimi. "
Yağmurlar çiselerken sırça köşk yerine bir kümes görsem, ıslanmamak için belki kümese girerim ama beni yağmurdan korudu diye bir kümese şükranla, saray gözüyle bakmam. "