Her Noel'den sonra olduğu gibi midem tıka basa dolu ama canım sıkkındı, sanki çam dallarının, mumların, altın-gümüş yıldızlı kurdelelerle bağlanmış armağanların, şöminede yanan kütüklerin, Noel hindisinin ve piyano eşliğinde söylenen Noel şarkılarının vaat ettiği şey neyse o hiç gerçekleşmemiş gibi bir hayal kırıklığı yaşıyordum.
Orada, BM binasının ses geçirmez kalbinde, hem tenis oynayıp hem de simultane çeviri yapabilen Constantin'le, bir sürü deyim bilen Rus kızın arasında otururken, ömrümde ilk kez kendimi korkunç yetersiz hissettim. İşin kötüsü, oldum olası hep yetersizdim, yalnızca bunu şimdiye dek hiç fark etmemiştim.
Doreen gittikten sonra yapmam gereken şeyleri neden yapamadığımı düşündüm. Yorgun ve üzgün hissettim kendimi. Sonra, neden yapmamam gereken şeyleri de Doreen gibi yapamadığımı düşündüm ve kendimi daha da yorgun ve üzgün hissettim.