Tractatus'un dünyası, "içinde her şeyin nasılsa öyle olduğu, nasıl vuku buluyorsa öyle vuku bulduğu" bir dünyadır. Bu dünya her türlü metafizik, mistik, anlamsız, söylenemeyen şeyden arındırılmış kupkuru bir dünyadır. Wittgenstein'ın katı pozivitist tavrını göz önüne seren bu tasarımın kaynağında, üzerine konuşulabilecek, dile olgusal dayanak teşkil edecek bir dünya kurma isteği yatar. Ancak bu metodolojik bir temizliktir; yoksa Wittgenstein, dünyayı kendilerinden temizlediği metafizik, mistik öğelerin varlığını reddetmez. Hattâ bazı yorumcular, Tractatus'un nihai amacının, aslında dil ve onun dünyayla bağıntı tarzı hakkındaki argüman aracılığıyla bunları açığa çıkarmak olduğunu öne sürer. Ulaştığı teorik sonuçlar açısından Wittgenstein, bu tür metafizik öğeleri dilegetirilemeyen, fakat yalnızca kendilerini gösteren "mistik olan"a ait şeyler olarak tanımladığı bu tür alanlardan, bizi dilimizin olanağı açısından koparmıştır.