Son Nefese Kadar, beni daha ilk sayfalarından içine çeken, aşkın yanında acıyı, kaybı ve suskunlukların arkasına gizlenmiş yaraları anlatan bir hikaye.
Cesur Baybars, geçmişi düşmanlarla ve yarım kalmış hesaplarla dolu olan bir adam. yolları, büyük bir patlamanın ortasında kesişiyor.
Cesur, güçlü görünen ama içten içe annesinin ölümünün izlerini taşıyor. Hayatı boyunca etrafındakilerin bir şey gizlediğini hissederek büyümüş biri.
Şirketinin bahçesinde gerçekleşen saldırı ise onun için sadece bir suikast girişimi değil; geçmişin yeniden canlanması oluyor. Tam da o kaosun içinde göz göze geldiği kişi ise Mısra. O an, ikisi için de geri dönüşü olmayan bir yol hâline geliyor.
Mısra ise bambaşka bir kadın. Müthiş bir yazılımcı. Şirkete stajer olarak gidiyor ve arkadaşı Cansu’yu beklerken iki adamın konuşmalarının duyuyor. Sayesinde büyük bir faciadan kurtuluyorlar. Ama kendisi yaralanıyor. Cesur bir an elini bırakmıyor.
Sadece romantik bir ilişki değil aynı zamanda geçmiş travmaların insanı nasıl etkilediğini, güvenmenin ne kadar zor olduğunu ve bazen sevmenin bile başlı başına bir savaş olduğunu öğreniyorsunuz. Cesur’un sürekli kontrol altında tuttuğu öfkesi, Mısra’nın kırılgan ama dirençli yapısıyla birleşince ortaya oldukça yoğun bir ilişki çıkıyor. Aralarındaki bağ bazen çok güzel hissettirirken bazen de insanın içini acıtıyor.
Duygularını çok yoğun yaşayan iki aşık. Özellikle iç çatışmaları, birbirlerine yaklaşmaya çalışırken aynı anda geri çekilmeleri ve yanlış olduğunu bile bile vazgeçememeleri…
Aşk kısmı romantik olduğu kadar yıpratıcı da ilerliyor. Bu yüzden mutlu olacaklar mı yoksa birbirlerini daha da mı kıracaklar? hissi sürekli devam ediyor.
Yazarın dili oldukça duygusal ve vurucu. Özellikle acı sahnelerinde kullanılan cümleler insanın içine işliyor.