Büyük hediye bu, Tanrı onu anlamamızı istiyor. Tüm dünyada gökyüzüne bakıp, Tanrı’yı bekliyoruz. Ama Tanrı’nın kendi içimizde olduğunu fark etmiyoruz. Bizler yaratıcılarız ama safiyane bir şekilde yaratılan rolünü oynuyoruz. Kendimizi, bizi yaratan Tanrı’nın etrafında hırpalanan zavallı koyunlar gibi görüyoruz. Korkmuş çocuklar gibi yardım, bağış ve iyi şans dilenerek diz çöküyoruz. Ama Yaradan suretinden yaratıldığımızı fark ettiğimiz anda, bizlerin de birer Yaradan olduğunu anlamaya başlayacağız. Bu gerçeği anladığımızda, insan potansiyelinin kapıları ardına kadar açılacak.
Buda, sen tanrısın dedi. İsa, Tanrı’nın krallığı içinizdedir, dedi. Hatta benim yaptıklarımı siz de yapabilirsiniz, dedi. Sufizim, tanrıyı insanın içinde aramak gerektiğini ve insanın birçok yönüyle tanrının yansıması olduğunu belirtir.
Gerçeğin gücü vardır. Eğer hepimiz aynı fikirlerin çekimine kapılıyorsak, belki de bu fikirler gerçek olduğu için böyle yapıyoruzdur… belki de içimizde yazılıdırlar. Ve gerçeği duyduğumuzda anlamasak bile gerçeğin içimizde yankılandığını… bilinçaltımızın titreştiğini hissederiz. Belki de gerçeği öğrenmiyor… zaten içimizde olan bu bilgiyi… hatırlıyor…anımsıyor… farkına varıyoruzdur.
Belki de DNA’larımızdaki ortak bir sabit kod gibi, hepimizin içinde aynı hikâye saklıdır. Belki de hikâyelerimizin birbirine benzeyişinin sebebi bu ortaklaşa gerçektir.
Elbette, bugün artık bu kelimenin oyun tekerlemesi olmadığını unuttuk; kökleri eski Arami gizemciliğine dayanır. Avrah KaDabra, konuştuğum sırada yaratıyorum anlamına gelir.