Sevginin de mizahla alakası yok mudur zaten? Birine katlanmadıkça onu sevemezsiniz, öyle değil mi? Ve birine gülmeden de ona sürekli katlanamazsınız. Haksız mıyım?
"Kaybolan ruhlarımızı mı arıyoruz, bu mudur? Kötülükle çevrili gezegenimizden uzaklaşıp iyiliğin olduğu bir gezegen mi arıyoruz?"
"Belki de, efendim. Bir şeyleri aradığımız muhakkak."
"Bunu neden yapıyoruz, Martin? Uzay yolculuğunu yani. Sürekli hareket halindeyiz. Sürekli arayıştayız. Hep gerginiz, hiç dinlenemiyoruz."
"Belki de huzur ve sükûnet arıyoruzdur. Bunları Dünya'da bulamayacağımız açık," dedi Martin.
Ölmekte olan herkes böyle mi düşünürdü, sanki daha önce hiç yaşamamışlar gibi? Hayat gerçekten o kadar mı kısa gelirdi, tek nefes alamadan bitip gitmiş gibi? Bu herkes için bu kadar ani ve imkânsız mıydı yoksa sadece onun için, burada, şimdi, düşünmek için sadece birkaç saat kaldığında mı böyleydi?