“Yolculuğu yabancı bir kentte bir yabancı olmanın tadını çıkarmak için yapardın. Sen oyuncu değil, izleyiciydin: gezgin bir gözlemci, sessiz bir dinleyici, rastlantısal turist. Halka açık yerleri, meydanları, sokakları, parkları gelişigüzel gezerdin. Mağazalara, lokantalara, kiliselere, müzelere girerdin. Kentliler yanımızdan akın akın gidip gelirken olduğumuz yerde durup oyalanmamıza kimsenin şaşırmadığı halka açık yerleri severdin. Kalabalık senin adsızlığını güvence altına alıyordu. İyelik ortadan kalkmış gibi oluyordu.”