Bir insana “Seni seviyorum!” demek kadar güzel bir şey yoktur.
Bugüne kadar kırıldıysak, beklentilerimizden kırıldık. Başımıza ne geldiyse alınganlıklarımızdan, beklentilerimizden geldi.
Hayatınızı feda ederek güzel şeylere ulaşamazsınız. İşin sırrı kendinize değer vermenizdedir. İçinizdeki sonsuz ve sınırsız hoşgörüyü, sevgiyi coşturmanızdadır...
Şunu unutmayın: Aslında affedecek bir şey de yok. Çünkü kötü insan yok; kötü eylemler var. Sizi derin uykunuzdan uyandırmak için gelen sert darbeler var. Uykunun içindesiniz ve oyalanıyorsunuz.
Kavganızla, rekabetinizle, hırsınızla oyalanıyorsunuz.
Halbuki bu dünyanın bolluk ve bereketi hepinize yeter. Fazlasıyla yeter.
Doktora gitseniz ve size bir haftalık ömrünüzün kaldığını söyleseydi, ne yapardınız? Elbette ki asla böyle bir şey arzu etmiyor ve küçük bir uyanış çalışması yapmak dışında, böyle şeyleri de düşünmüyoruz.
Şimdi bununla ilgili bir çalışma yapın.
Bugüne kadar ertelediğiniz ve hayrınıza olan şeyleri tamamlar mıydınız?
Sevdiğiniz, âşık olduğunuz kişiye bunu söyler miydiniz?
Ertelediğiniz ibadetlerinizi yapar mıydınız?
Almadığınız o kıyafeti alır mıydınız?
Gitmediğiniz tatile gider miydiniz?
Konuşmadığınız akrabalarınızla barışır mıydınız?
Ne yapardınız?
Sabahtan akşama kadar kafanızı meşgul eden konuları bir yana bırakıp, hayatın güzelliklerine mi odaklanırdınız?
Boş bir kâğıt, kalem alın ve yapmak istediklerinizi yazın. Listenizi tamamlayınca doktorun size “Bir haftanız kaldı!” demesini beklemeyin, gidin, yapın! Yarına bırakmayın! Şimdi başlayın! Hadi!
Söylediğiniz şeyleri eğer siz de kendi hayatınızda yapıyorsanız ve uyguluyorsanız, o kişiler sizi dinliyor. Eğer kişilere yapmalarını söylediklerinizi siz yapmıyorsanız, onların da yapmalarını beklemeyin!
Özellikle çocuklarınız ile olan iletişimde, çocuklarınızın yapmasını istediğiniz şeyleri kendiniz örnek olarak yapıyorsanız çok daha başarılı olduğunuzu gözlemleyeceksiniz. Üstelik yaparak göstermek, sözlü olarak söylemekten çok daha iyi kavranmasını sağlar.