Son zamanlarda sık sık çocukluk fotoğraflarıma bakıyorum. Geceleri kıldan ince, kılıçtan keskin köprülerde yürürken, köpekli tişörtü ve kanamış dizleriyle karşıma çıkıyor. Onun o masumiyetini görünce kucağıma alıp sarılmak, kalbime sokup saklamak geliyor içimden. Galiba öyle de yapıyorum. Büyürken çok yoruldu, şimdi biraz dinlendiriyorum. Uykuya dalana kadar başında bekliyorum. Aşktan, sevgiden geçtim. İnsanız, şefkate ihtiyacımız var Osman.
Olduğunu sandığı kişiye tutunup asla sınırlarının dışına çıkamayan insanlar için üzülüyorum artık. ''Ben şöyle biriyim, ben böyle biriyim'' diye boyuna konuşmalarına da tahammül edemiyorum. Hiç sınanmadıkları durumlarla ilgili kesin bir biçimde ''Ben olsam şöyle yapardım'' dediklerindeyse artık anlattıklarını hiç ciddiye alamıyorum. Hayat yeri gelince insanın ağzını burnunu öyle bir yamultur ki, feleğini şaşarsın. İnsan söyledikleri değil, yaptıklarıdır Osman.
Boğulan balıklar varmış, bunu duymuş muydun? Tamamen suyun altında yaşamaya göre dizayn edilmiş olmalarına rağmen bir şekilde nefessiz kalıp ölüyorlarmış. Bence etrafındaki balıkların hayvanlıklarına daha fazla dayanamadıkları için..
Diğer balıklar sadece nereye geldiğinle ilgileniyor, oraya nereden geldiğine kimse bakmıyor. Birileri için üç kulaçlık yolları kat edebilmek adına solungaçların şişene kadar yüzmüş olsan da okyanus için bu hiçbir şey ifade etmiyor. Zor demiyorsun, kolay sanıyorlar Osman.