En iyisi düşünmemekti.Kaçmaktı. Kendi içime kaçmak. Fakat bir içim var mıydı? Hatta ben var mıydım? Ben dediğim şey; bir yığın ihtiyaç,azap ve korkuydu.
"Tanrı, güneşi her gün yeniden doğdurarak bizi mutsuz kılan her şeyi değiştirmemiz için
zaman tanıyor bize. Oysa biz her gün, böyle bir zamanın bize bağışlandını görmezden geliyoruz.”
Paulo Coelho'nun çoğu kitabına göre olay örgüsünün kopuk ve yavan olduğunu düşündüğüm bir kitaptı benim için.Ana fikrini güzel bulsam da cümleler arası geçişler ve edebi cümle yoksunluğu beni kitaba bağlamadı.Güzel kitaplarda bulduğum tadı bulamadım ve sonundan da yeteri kadar tatmin olmadım :(
Rica ederim söyleyiniz,insan kendinden nefret ederse birini sevebilir mi? Kendi kalbi ile barışık olmazsa başkalarıyla iyi geçinebilir mi? Kendi varlığından canı sıkkın ve yorgun ise topluluğa hoşluk getirebilir mi? Bu soruların hepsine evetle cevap vermek için deliliğin kendinden daha deli olmak lazımdır.