Ona öyle güzel, baştan çıkarıcı, sıradan insanlardan öyle başka görünüyordu ki, topuklarının kaldırımda çıkardığı ritmik sesin kendisinden başka hiç kimseyi allak bullak etmemesini, volanlarının hışırtısının hiç kimsenin yüreğini delice çarptırmamasını, saç örgüsünün salıntısı, ellerinin uçuşması, gülüşünün altın parıltısıyla bütün dünyanın aşktan çılgına dönmemesini bir türlü anlayamıyordu.
Oysa Florentino Ariza, her satırla tutuşuyordu. Kendi çılgınlığını ona bulaştırmak kaygısıyla, bir minyatürcü gibi, kamelya yapraklarının üstüne iğneyle yazılmış dizeler gönderiyordu ona.
... yılın hangi mevsimi olursa olsun aylardan hep nisan olan o yerde, badem çiçeklerinin yağmuru altında, öğleden sonra saat iki ışığının yansısında alışılmamış bir güzellikte görürdü onu.