Yeniden açsın istedim yanaklarında gül goncalar, o kapkara bir acıyla sustu sadece. Kendimi affettiremedim..
Öyle yalnız bıraktın ki beni, onun sesini neşesini senin sesin, senin neşen yerine koydum ben uzun zamandır...
İnsan birkaç damla kan, biraz heves, biraz endişe ve çokça sıkıntıdan oluşur.
Sıkılmadan geçen bir ömür boşa harcanmıştır. ..siz bir insansınız, çünkü sadece insanlar sıkılırlar. Sıkılmak için bilinç ve farkındalık gerekir. Bu da ölümlü olduğumuz bilgisiyle pekişir ki insanlar bilir öleceğini ve hayatın sonlu olduğu bir senaryoda zaman kaybetmenin kıymetini. İşte sıkılmak bu farkındalığın çocuğudur.
Sıkıntı, doğumdan önceki sancıdır.
Sıkıntı varoluşsaldır, onu kimse çözemez.
Kelamın kökü yaradan gelir. Ağızdan çıkan her kelimenin ruhta yaralar açmaya muktedir oluşu bu yüzdendir. Bin düşün bir söyle, diyen atalar, bu kadim bilgiden beslenir. Bakma sen, zamanla bu ölümcül ve hayati öğüt unutuldu. Herkes herkese ağzına geleni söyler oldu. Kelimeler oklar gibi, kılıçlar gibi, cellatların elinde parlayan palalar gibi havalarda uçuştu. Ama sen katillerden olma. Yapma.