Ah gönül, uslanmadın gittin...
Seni taş dibeklerde en ağır balyozlarla dövmeliymişim. Kim bilir belki o vakit özünle tanışıp hayata gelişindeki gayeyi tanırdın...
Her insan kendi yalnızlığı için doğar ve ömrü boyunca yalnızlığını yaşadığından habersizce, yine hiç bilmediği ve beklemediği bir anda yalnızlığına göçer...
Sevgiler, aşklar, tutkular ve arzuların sadece bir teselliden ve dayanışmadan ibaret olduğunu anladığında, dünyasını karartır elem bulutları...
Aldanışlarımızı, yanılgılarımızı, kuralsız arzularımızın bizi düşürdüğü tuzakları, işte o çok renkli rüyalardan gözlerimizi sonsuzluk yurdunda açtığımızda, yüzleşeceğimiz gerçeklerin ta kendisiydi rüyalarımız.
Sevinç ve hüzünlerin, korku ve umut iklimlerinin sağır ve dilsiz, şefkatli ve alıngan, acımasız ve duyarsızlıkların yalnızlıklarına adanmış, çok sesli bir rüyadır hayat...