• Muhammed Hamidullah
    Bu adamın ilmine, adına sanına aldanmayın kendisi tam bir şarlatan. İslam Peygamberi diye bir de kitabı var. Resulullah'a saygısız ve aslı astarı olmayan ifadelerle dolu. Bu zındığın kim olduğunu Prof. Ahmet Şimşirgil hocamdan dinleyebilirsiniz. ( https://youtu.be/IBdyPiLwCvc )

    Daha detaylı bilgi için
    http://m.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=13686

    Asıl şaşırtıcı olansa son günlerde kitapları sükse yapan, adını sıkça duyduğumuz Muhammed Emin Yıldırım da tam bir Hamidullah hayranıymış. Buyrun kendisinden dinleyin.

    https://youtu.be/u9879jY_6x0
  • 255 syf.
    ·6 günde·7/10
    Arkadaş Islıkları
    Türk filmleri tadında bir kitap istiyorsanız buyrun efendim :Arkadaş ıslıkları.
    Orhan Kemal’den okuduğum ilk eser olma özelliğine sahip.
    Kitabın baş karekterlerinin isminlerinden bahsedilmemiş. Şimdiki zamanda ergen dediğimiz ama o zamanların serseri mayınları,yeni yetme gençleri...
    Sabahın erken saatlerinde arkadaş ıslıklarıyla kendini dışarıya atan, gerçek hayattan bir haber, tek işleri serserilik olan bir hayat. Baş kahramanımız ve arkadaşları. Gece yarılarına kadar o kahveden o meyhaneye, barlara gidip gelen, ağzından küfür eksilmeyen gençler.
    Ne olacak bunların sonu diye merak ettiğimiz bir hayat.
    Baş kahramanımız bir kıza aşık olur ve olaylar başlar. Hadi bakalım zengin kız fakir oğlan hikayesi yani konu bilindik. Babası kızını oğlana vermeyince ne olur? Kız oğlana kaçar dimi. Sonra sefil bir hayat onları bekler. Orda burda geçinmeye çalışırlar. Evet buraya kadar doğru. Sonra kız zengin hayatından bu fakirliğe alışmaz ve oğlanla kavgalar başlar? Yok yok burda işte bildiğimiz hikaye değişiyor.
    Sonunu çok merak ettiğim bir kitap oldu. Hem bireyin iç dünyasına hem de o zamanki toplum yapısına değinen güzel bir eser.
    Keyifli okumalar...
  • %43 (75/176)
    ·Puan vermedi
    Selamlar ola şekerim .. Kitabı henüz bitirmedim ama dayanamayıp yazayım istedim bir şeyler .. O kadar kırmızı tuborg içmişiz bari bi işe yarasın di mi ama?!? =)) Bu yolla yazdığım sanırım ikinci inceleme olacak bu .. Yani kitabı bitirmeden yazdıklarım .. 1000 kitap, hem yönetimiyle olsun hem de okuyanları ile olsun çeşit çeşit garip gurup insanla dolu olduğu "İÇÜN" ( AZİZ "BABA" BÜYÜKSÜN! BABALARIN BABASISIN SEN !! ) henüz kitabı okuyorken yazdığım ilk inceleme şikayet edilmişti ( Bkz: #44585204 ) .. Sanırım bu inceleme de şikayet edilip kaldırılacak .. Yine de şikayete bakacak moderatör arkadaşımız olur da benim dişimi kırar da okur diyerek bu notu düşmek istedim buraya ki BİLİNSİN !!! Site kuralları gereği yaptığım bir ihlal değil .. Ve hemen ahlak jandarmaları için de not düşeyim siz sevgili 18 yaşı görmemiş kardeşlerimiz için : ALKOL ALMAYIN !! =)) Evet .. Sanırsam bahsedilen bu iki noktada mutabığız .. O yüzden ben dolgulu dişimi test ederek kemirdiğim kavurgaların tuz oranını test ederken dilimle ve kırmızı tuborgları güp güp deyerek mideme indirirken startı veriyorum ... Damalı bayrağımız havada !!!!

    Bir cumartesi .. 80 lerin neredeyse sonundayız .. Sabah Star'da Transformers izlenmiş .. Neşe damarlarda akıyor.. Dönüşebilsem dönüşeceğim ( PEK TABİİ DECEPTICONS!!!! ÖLÜMÜNE KÖTÜLÜK !) ama realite izin vermemekte .. Ve talihe bakın ki uyanır uyanmaz pencere önüne koşmuş "şahsımın" çapaklı gözleri bembeyaz bir örtüyle sarmalanmış Ankara sokaklarına bakıyor .. Hava bunca kirlenmediği ve metropol hayatı henüz Ankara'yı esir etmediği için o dönemlerde kar , yağınca 10 AYI gücünde yağıyor .. İnanılmaz bir neşe .. Gözü kör olası ifrit kargalar henüz bokunu yememiş...Öyle ki henüz merkezi ısı sistemi devreye girmemiş .. Sevgili Salvatore' un Buzyeli Vadisi Üçlemesi'ni yazmasına daha seneler var ama paf küf sesleriyle alıp verilen soluklar ile kara tren misali beyaz buharlar atarak gezmekteyim ben o buzdan vadi içinde ... Bizde kuraldır .. Herkes sofraya oturacak .. Kahvaltı yahut yemek adı her ne ise beraber yapılacak ! Lakin benim beklerken beyin hücrelerimi buharlaştıran dermanım ve sabrım limitleri zorlamakta ... Dokuzarlı dokuz doğum yapıp atıyorum kendimi sokağa.. Annemin ardımdan, "montunun önünü sakın açma, sonra götün cücük salar oğlum!" seslerini hiç duymaksızın .. Nereye gidiyorum derseniz söyleyeyim .. Dinazorlu parka !!! Benim o gün için adını öylece koyduğum dinazorlu parka .. İşçi kesiminin oturduğu parktan ne olacak diyorum şu an ama o zamanlarda çakıl taşları üstüne oturtulan bir gemi , iki salıncağından birinin zincirleri kopmuş malulen emekli eğlence birimleri ve uzun boynundan kaydığımız bir dinazorun olduğu bu park bizim için bir define adası .. Hem de karlarla kaplı !!! Kar öyle güzel bir olgu ki kanlı bıçaklı olduğumuz aşağı mahalle çocuklarıyla bile koalisyon kurdurtuyor bizlere .. Daha düne kadar bahçedeki iğdeye daldı diye kafasına tuğla attığım kızla beşik kertmesi olmuşuz .. Sarmaş dolaşız .. Pek tabii karlar eriyene kadar !!! HIH !!! NE SANDIN !! =))

    İğde in the bahçe is our namus..
    Bu yolda ölüm gerekirse tek HUSUS!! =))

    KuP KuP Boy from Mexico

    Evet !! O gün sabah 9' da çıkıp eve akşam 8' de girip türlü türlü zılgıtları yedik mi ? YEDİK !! Ölümüne CIRCIR olduk mu ?!? EVET! Olduk !! Yine olsa yine gider miyiz !! EVET !! GİDERİZZ !! =))

    Şimdi diyeceksin ki kenafir gözlü "kafir" Tuco !!! Bana bunları niçin anlatıyorsun .. Banane ulan senin dinazorlu parkından .. Bu kitapla bu anlattıklarının ne alakası var ?!?!?

    ÖYLE Mİ ?!?!?

    Madem öyle .. Buyrun HÖŞMERİME !! O parkın bir adı var .. O ismin de bir hikayesi .. HEPİNİZİN ELİNDE BİR KAŞIK VAR !! Lokmasını yutmadan tatlıya kaşık sallayanın gözünü oyarım .. Açgözlülük yapmayın !!! Sindire sindiree !!!

    İki kardeş .. Bir anadan doğma iki kardeş .. ÖZ BE ÖZ !! Bir cipin içindeler o dönem .. Bir gece yarısı .. Ben henüz anamın karnındayım .. Nato paşası kenan evren denen tipleme kurmuş cuntasını .. Vurmuş demir yumruğunu sofraya !! HÖŞMERİM DE BENİM KAŞIK DA deyerekten esip gürlemekte .. Bir gece yarısı alınmışlar evlerinden bu iki kardeş .. Nereye götürülüyorlar dersiniz ? MAMAK CEZAEVİNE !!! O dönemleri okuyanlar Mamak'ı çok çok iyi bilir .. O döneme dair yazmak istemiyorum .. Yazayım diyeceğim ama çok uzayacak bu inceleme .. Ne sizde o sabır, ne de bende o siniri izole edecek dirayet var .. 24 Ocak kararlarını bu millete kim nasıl kabul ettirmiş .. O kararlar ne imiş siz açıp bakın .. Bizi Usa'in koynuna kim sokmuş açıp okuyun !!! Ben ağzımı bozmak istemiyorum ...

    Yanaşıyor cip Mamak'a .. RACİ TETİK isimli bir nazi subayı emir veriyor erlere : "ANALARINI AĞLATMAZSANIZ BEN SİZİN ANANIZI AĞLATIRIM!" ... Daha adımlarını atar atmaz başlıyor darp .. Şimdi herşeyi bir kenara bırakalım .. Ben size tek bir soru sorayım! Kaçınızın gözleri önünde DÖVE DÖVE ÖZ KARDEŞİ ÖLDÜRÜLDÜ !!

    Bu sorunun yanıtı sanıyorum ki 1000kitapta bir boş küme !!!

    BOMBOŞ!!!

    Ben yaşadım diyen var mı aranızda ? Onu geçtim .. Ben aklıma getirebiliyorum şu dediklerini , kendimi onun yerine koyabiliyorum diyen var mı ?!? VAR MI ?!?!?

    EFENDİM ?!?

    "Vurma !!" "Bizi artık dövme" diyor subaya ağabey !! DÖVE DÖVE ÖLDÜRÜYORLAR !!!

    Büyük kardeşin hiçbir suçu yok .. Kardeşinden dolayı onu da gözaltına almışlar .. Küçük kardeşin suçu ne peki biliyor musunuz ? Bilmek ister misiniz ?

    KİTAP BASMAK !!

    KİTAPÇI DÜKKANI VAR ONUN !!!

    OLUR MU ULAN ÖYLE ŞEY !!!! OLUR MU ?!?!?

    Soruyorum olur mu ?!?!? Ben soruyorum ben cevap vereyim .. 12 Eylül ' de en çok toplatılan kitaplar listesinin başında kim var biliyor musunuz ? JACK LONDON !! DEMİR ÖKÇE İLE İLK ONDA.. HATTA BEŞTE .. Peki bu listede daha kimler var ?! Bekir Yıldız !! Halkalı Köle kitabı ile yer alıyor ... "EVLİLİK KURUMUNU ANLATAN ROMANI İLE !!!! AMA HEM HALKALI HEM DE KÖLE !! OLACAK İŞ Mİ?!?!?

    Görüyor musunuz hayatınızın nelere bağlı olduğunu .. O gün pamuk ipliğinden çekip koparılan iki isimden biri kimdi peki bilmek istermisiniz ?


    İLHAN ERDOST !!

    Ağabeyinin gözleri önünde öldürülen İlhan Erdost !! Benim gidip oynadığım o parka adını veren İLHAN ERDOST !! SIRF KİTAP BASTI DİYE , NE BASTIĞINA BAKILMAKSIZIN ÖLDÜRÜLEN İLHAN ERDOST !!!

    Geçen yine bir dost meclisindeyim .. Yine oturuyoruz karşılıklı .. Ne okuyorsun muhabbeti açıldı .. Karşımdaki sayıyor bana okuduklarımı.. Fakir Baykurt .. KÖYLÜLER.. KAHROL AMERİKA !!

    BAK SEN !! =))

    Ulan o adamlar, o kitapları zamanında yazmasalardı , sen bugün bu denli rahat ağzını açıp cümle kurabilecek miydin? "Köylü" diyip dudak büzerek bugün aşağıladığın o insanlar ve o insanların yanında yer alan İLHAN ERDOST gibiler olmasa sen bugün bu denli rahat konuşabilecek miydin ? NEYİN MÜCADELESİNİ VERDİN ??!? NEYİ BAŞARDIN ? NE BEDEL ÖDEDİN ?!??

    Bu soruların cevabıdır işbu kitap ! Cevapların karşısındaki muhataptır Osman Şahin ...Kitaba dair tanıtım da sadece bu 3 soru cümlesinin yazar tarafından kitap içinde verilen cevabıdır..


    Kusura bakmayın .. Alkol tamam .. Davaro OST si de arkada çalıyor ama GOY GOY yapamadık bugün .. İLHAN VE MUZAFFFER İLHAN ERDOST' un hatırası izin vermedi .. Bir başka işsiz incelemede görüşmek üzere .. Başlığı tanıtım içerisinde geçirmedim bilerek .. Eşleşmeyi sizler yapasınız siz sevgili Cin Ali ve Aliye'ler ..
  • Uzun bir aradan sonra tekrardan buluşma kararı aldık İzmir grubu olarak. Bu sefer ki derdimiz " Normallik". İnsanların kendini ve toplumdaki bireyleri neye kime göre normal veya anormal diye nitelediği üzerine kafa yoracağız. Bu dönemde etkinlik olur mu diyen arkadaşlarla mutlaka çıkacaktır. Gerekli tedbirler alınıp yapılacak etkinlik ve gerisini zaten okuduğumuz kitaptan çıkarabilirsiniz.

    Gelmek isteyen arkadaşlara her zaman kapımız açık buyrun gelin ama bize önceden bildirirseniz seviniriz. Kitapla kalın.

    Tarih: 4 Ekim
    Saat: 14.00
    Mekan: Meksika Sınırı
    Kitap:Normalliğin Deliliği
    İrtibat:bhmflzf
    1K İzmir Okuma Grubu
  • Not: Bu yazıdan sonra otomobili taa 6.000 yıl önce Sümerlerin bulduğunu bilecek ve Sümerlerin taa 6.000 yıl önce Mezopotomya sokaklarında Lamborghini ile cirit attığı gerçeğini öğreneceksiniz.

    Arkadaşlar bugün tableti (hayır Sümer tabletini değil bildiğimiz tablet) kurcalarken derken otomobili Carl Benzin bulduğu masalının aslında sahte, fake olduğunu gördüm.

    İnanmayan arkadaşlar için olayı açıkladığımda tatmin olacaklar,
    Carl Benz neyi bulduğu iddia ediliyor?
    Benzinle çalışan otomobili.

    Peki bu adamın soy ismi neden BENZ.
    BENZin Carl BENZ.
    Demek ki benzinle çalışan otomobili icat etti diye yalancı tarihçiler bir adam ararken, Carlın soy isminin elverişli olduğunu görüp bu masalı uydurmuşlar.

    Hatta "benzin" kelimesi de burdan türemiş olabilir.

    --

    Şimdi Sümerler 6.000 yıl önce buldu otomobili.

    Kanıtlayayım,

    arkadaşlar şimdi bakın bu linkteki resimde sümerleri görüyosunuz siyah şeyle işaretlediğim daire şey var ya işte o tekerlek. Yani tekerleği de sümerler buldu kanıtım bu:

    https://imgyukle.com/i/x0dFjS

    Görüyosunuz ahanda kanıt işte.

    Bide farkettiyseniz tekerlek süslü işte çünkü bu hemde lastik yani tekerleğe lastiği geçirmişler.

    --

    Şimdi bu adamlar tekerleği lastiği icat ettilerse demekki otomobilde bunların. Boşuna icat etmemişlerdir tekerleği, lastiği yani. Alın işte gördünüz mü kanıt bu, beyin bu işte arkadaşlar beyin bu.

    Tamam siz gözle görmeden inanmazsınız anlaşılan alın o zaman siyahla işaretlediğim yer:

    https://imgyukle.com/i/x7PkWY

    Buyrun yani siyahla işaretlediğim yerin altında 2 araba modeli daha var. Adamlar piyasayı genişletmiş yani.

    Daha bu ne ki hey yavrum hey, Justien Bieberi de bunlar icat etti.
  • 315 syf.
    Edebi otoriteler, dünyanın gelmiş geçmiş en zor ve en ciddi kitaplarından biri olarak Nobel Ödülü sahibi William Faulkner"in "Absalom Absalom" adlı bu eserini görüyorlar. Bu tezin en büyük ispatı ise eserin orijinal dilindeki baskısının içeriğinde 1288 (yazı ile bin iki yüz seksen sekiz) kelimeden oluşan bir cümle barındırması.Absalom Absalom içerdiği bu cümle sebebiyle literatürlerdeki en uzun cümleler arasında yerini almış bile,öyle ki 1288 kelimeden oluşan bu cümlesi ile Guinnes Rekorlar Kitabına girmeyi başarmış Faulkner.
    Bu uzun cümleye ise yine bu rakama yaklaşık sayıda kelimelerden oluşmuş cümleler eşlik ediyor. Bu detayı ise Nobel konuşmasında şöyle açıklıyor : ( İsveç Akademisi'nin araştırma ve anketlerine göre, 119 yıl boyunca yapılmış olan Nobel konuşmaları içerisinde, en başarılı konuşmanın da Faulkner'e ait olduğunu belirtmeden geçmeyeyim.)

    "Hiç kimse kendisinden ibaret değildir. Geçmişinin toplamıdır insan. Geçmiş, her erkeğin ve her kadının, her anın bir parçasıdır. Her erkeğin ve her kadının ailesi, görüp geçirdiği şeyler, her vakit kendisinin başlıca unsurlarıdır. Bir hikayenin kişisi, herhangi bir hareket anında sadece kendisi değildir, onu meydana getiren bütün unsurların bileşimidir. İşte uzun cümle, kişinin bir şey yaptığı anın içine onun geçmişini ve belki geleceğini koymak çabasıdır."

    William Faulkner, okuduğum diğer bazı kitaplarında denk geldiğim gibi bu kitabında da yine kutsal kitapları kendine rehber edinmiş.

    Yahudi İncil'ine göre ;Hz. Davud'un üçüncü oğlu, yakışıklılığı ve saçlarının güzelliği ile ünlü Abşalom'dur. Öz kız kardeşi Tamar'a tecavüz eden üvey ağabeyi Amnon'u öldürünce, babası tarafından sürgüne gönderilen Abşalom, bir süre sonra hatırlı kişilerin araya girmesi ile affedilir. Ancak artık eski Abşalom değildir. Hırs, öfke, nefret ve intikam dolu yeni Abşalom'un tek hedefi babasının yerine tahta oturmaktır. Bu uğurda çok mücadele verir ancak ne yazık ki nihayetinde canından olur. Oğlu Abşalom'un kanlı güzelim saçlarını eline dolayarak ağlayan babası Davud'un son nidası ise Abşalom Abşalom! olur...

    Bu kutsal hikayeyi, romanına ne şekilde ve nasıl bir hüner ile yedirdiğini öğrenmeniz için ise kitabı okumanız önemle rica olunur...Lakin ufak bir ipucu vermek gerekirse, Abşalom kelimesini biraz kurcalamakta fayda var, ab; ebu-dan geliyor ve baba anlamında... Salom ise İbranicede barış demek, dolayısıyla Barışın Babası... Yani taşıdığı anlam ve yüklendiği metaforlar açısından, kitabın konusu ile büyük paralellikler göstermesi yönünde çok isabetli bir seçim olmuş.

    Thomas Sutpen... Zengin ve saygın bir adam olma arzusuyla doğduğu toprakları terkederek, Missisipi'ye yerleşen zorba ve vicdansız ana karakterimiz. Zorba diyorum çünkü Missisipi'deki mevcut doğal hayatı yok ederek "Sutpen'in Yüzkilometrekaresi" adlı bir çiftlik kuruyor Sutpen. Yalnız dişiyle tırnağıyla değil de biraz sömürü yoluyla... Önüne çıkan herkesi ezerek, kullanıp atarak ve sonrasını hiç düşünmeden, zulmederek. Sutpen’in amacı bir imparatorluk kurmaktı ve zamanla bunu kısmen de olsa başarıyor. Biz de roman boyunca, bu imparatorluğun kuruluş, yükseliş ve çöküş aşamalarına şahit oluyoruz.

    Yazarın Ses ve Öfke kitabında da yeralan Quentin Compson'ın, Harvard Üniversitesi'ndeki arkadaşı Shreve McCannon yaptığı anlatılarla şekilleniyor Sutpen'in yaşadıkları ve yaşattıkları. Quentin ise bunları dedesinden ve Rosa Coldfield’dan öğreniyor. Aynı örgünün, farklı ağızlardan anlatıldığı dokuz bölümden oluşan roman yine bir Faulkner klasiği olarak Güney Amerika'nın sosyal sorunlarını masaya yatırıyor. Tarih ile yüzleşmek her ne kadar meşakkatli bir iş olsa da, kölelik,iç savaşın etkileri, siyahilik, melezlik, ensest ilişkiler, cinayetler, kardeş katli ve sınıf farklılıkları gibi toplumunun tüm çirkin yönlerini hiç gocunmadan okuyucusuna aktaran Faulkner'in, çoksesliliği oldukça sistematik ve başarılı bir şekilde kullandığı da gözlerden kaçmıyor.

    Düşsel, duygusal ve mantıksal anlatımı enteresan bir şekilde harmanlayan Faulkner, tek duygusal eserininin bu olduğunu bastıra bastıra ifade etmiş. Dışarıdan bakıldığında her ne kadar sert ve zor bir izlenim verse de gerçekten duygusallığı yoğun bir eser. Faulkner bu eseri yazmaya başladığında erkek kardeşini, kendi kullandığı uçağın yere çakılması sonucu kaybetmiş ve hayatı boyunca hep suçluluk hissederek, vicdan azabı çekmiş. Muhtemelen yazım sürecindeki bu duygusallığın sebebi de budur diye düşünüyorum. Estetik ölçülerden ödün vermeden bilakis kendi de birtakım ölçütler katarak dünya edebiyatının Modernizm ve Postmodernizm ayağında gerçekten çığır açmış ve yeri doldurulamayacak bir tahta oturmuştur.

    Faulkner de yazdıklarının zorluğunu anlamış olacak ki, kitabının son sayfalarına bir kronoloji, bir soyağacı ve bir de kendi hazırladığı bölge haritasını ilave etmiş. Okuma sürecinde karakterlere ve mekanlara takılan okurlar için bulunmaz nimet. Ünlü edebiyat eleştirmeni Victor Sawdon Pritchett'in de dediği gibi "Abşalom Abşalom!" gerçekten de, ağızda çiğnenip, ara sıra dışarı tükürülme ihtiyacı hissesilen bir tütün yığını gibi azap verici! Ne kadar zorlu ve yorucu olursa olsun, bu azaptan eksik kalmamanız dileğiyle...

    Buyrun sizler için Faulkner'den minik bir cümle:

    " Bilemiyorum,tek bildiğim bütün varlığım, körlemesine, son sürat korkunç ve hareketsiz bir şeye koşar gibiydi, beyaz kadın tenimdeki o siyah, engelleyen, çekinmeyen ele duyulan basit bir hayret ve öfkeden çok daha yakın ve ani bir şok darbesine koşar gibi,çünkü tenin tene temasında öyle bir şey vardır ki incelikli dayatmaların dolambaçlı çetrefil kanallarını fesheder, kestirmeden hedefe ulaşır, aşıklar kadar düşmanların da bildiği bir şeydir bu, çünkü insanı hem aşık hem düşman eder, temas, merkezi ben-in şahsi mülkünün surlarıdır; ruh değil, can değil, akışkan ve bağlantısız zihin bu dünya malikanesinin her karanlık koridoruna sokulmaya müsaittir ama tene tenle dokunuldu mu sınıfın, hatta rengin yumurta kabuğu parolası dağılır gider."