• Batılı idrakin muazzam farklılaşmasını küçümsemek gibi bir amacım yok; Doğulu idrak ile kıyaslandığında Batılı idrak çocuksu olarak tarif edilmelidir. (Doğal olarak bunun, zekayla (intelligence) hiçbir alakası yok.) Başka, belki de üçüncü bir psişik işlevi idraka göre asil bir konuma yükseltmekte başarılı olsaydık. Doğuyu büyük oranda marjinal kılmayı başarmış olurduk. Bu nedenle AvrupalIların kendi doğalarından uzaklaşması ve Dogu’yu taklit etmesi ya da ondan bir biçimde “etkilenmesi” üzücüdür. Avrupalılar kendisine sadık kalsaydı ve Doğu’nun
    bin yıl boyunca ortaya çıkardığı her şeyi kendi doğasından çıkarsaydı, onlar için mümkün olan olasılıklar çok büyük olurdu.
    Genel olarak ve idrakin tedavi edilmez harici bakış açısından bakıldığında, Doğu’nun çok değerli gördüğü şeyler değersiz görünecektir. İdrak Doğulu fikirlerin bizim için taşıyabileceği pratik önemi kesinlikle kavrayamaz; onun, bu fikirleri, felsefi ve etnolojik meraklardan başka bir şey olarak sınıflandırmamasının nedeni budur.
  • Ali Ural'ın bu kıymetli eserine tek kelime ile hayran kaldım. Zaten yazarın önceki okuduğum kitapları da üslup ve anlatım tarzı ile bende hoş intibalar bırakmıştı.. .
    Güneşimin Önünden Çekil Doğu ve Batı'dan 70'e yakın bilim ve ilim adamı, yazar, şair, düşünür ve alimlerin kısaca biyografilerini içeren öğretici bir eser. Öğretici deyince uzun ve sıkıcı yazılar gelmesin aklınıza. Dedim ya yazarın öyle bir üslubu var ki yukarda özelliklerini saydığım büyük insanların hayatlarını hikâyemsi bir dille anlatıyor. Hayat hikâyelerini okumakla adeta zamanda yolculuğa çıkıyorsunuz.. Montaigne ile kendinizi keşfediyor, Shakespeare ile yazdığınızı yaşıyorsunuz. Dostoyevski ile insanı tanıyor, Tolstoy ile hayatın anlamını sorguluyorsunuz. Ömer b. Abdulaziz ile adaletin her bir zerresini kuşattığı dünyayı hayranlıkla izliyor, Şair Nâbi ile Resulullah sevgisinin insana ne destansı bir şiir yazdırdığını görüyorsunuz. Ve dahi nicesi...
    .
    Bu kitap başucum olmaktan ziyâde rehber kitabım olarak koltuğum altında yerini aldı.. Ve tabiiki tavsiye edilir
    .
  • D'anna, sosyoloji ve iktisat bilen biri. İnsanlık adına duyduğu kaygıları anlıyorum. Azgın Batı ve kudurmuş günümüz insanını, Doğu'nun tasavvufu ile cezalandırmak istiyor. Bu öneriyi 1930'larda Alexis Carrel "İnsan Denen Meçhul" kitabında yapmıştı. Batı eleştirisi yapan aydınlar döner dolaşır Doğu mistisizmine sığınırlar. Bunun yararı olsa biz görürdük... Dünyanın en büyük mutasavvıfları Anadolu menşeilidir. Yine de insanlık için duyduğu kaygı, çözüm arayışları umut verici...
  • Sayın Mansel'in Ege ve Yunan Tarihi'ni ikinci defa okuma gereği duydum. 1940'ların koşullarına göre üst düzey bir eser ortaya koymuş ve bize yalnız Yunan Uygarlığını değil, uygarlık denen şeyin içeriğini, esprisini de satır aralarına gizlemiş.

    Yunanistan'da neolitik çağ sonrası GİRİT adası merkezli AKALAR dönemi başlıyor. Anadolu estetik ve teolojisinden etkilenmiş bu kavim DORLAR tarafından istila ediliyor. Pers savaşları birkaç bölgede otonom yaşayan Yunanlıları birlikte harekete zorluyor. Burada biraz duralım.

    Her uygarlık bir KİTAP çevresinde toplanır. Yunanlar "İlyada ve Odysseia" etrafında toplanmıştır. Batı'nın İncil, Doğu'nun Kuran eksenli oluşuna örnek desenler buradan gelir. İlerleyen yıllarda teolojik kuram ve inanç birliği bu kitaptan alınıyor. Dünyanın değişiminde geride kalan "ilyada ve odysseia" üzerinde REFORM yapmak da ilk defa bu medeniyetin buluşudur. Batı'nın reform hareketi de kökünü buradan alır.

    ATİNA merkezli site etrafında kültür ve inanç birliği; medeniyet başkenti yaratımı da Yunanlıların insanlığa armağanı. Bunu biz sonradan Batı'da ROMA; Doğu'da BAĞDAT'ta buluyoruz.

    Ardından Makedonya önderliğinde HELLEN adında toplanan Yunanlar, Kral Filip'in oğlu Büyük İskender ile istila hareketlerine kalkışıyor. İskender'in erken ölmesi ve toprakların generaller arasında paylaşımı bu uygarlığı bitiriyor. ROMA imparatorluğuna yerini bırakıyor. (Bugün Avrupa eşittir = Yunan Bilimi - Roma Hukuku - Hristiyan motifli Ahlâk)

    Fakat medeniyette en önemli örnekleri içinde barındıran bu uygarlığın yankısı felsefe, teoloji, dil ve bilim alanında asla ölmedi. Bu alana eğilen araştırmacılara Mansel'i okumalarını öneririm...
  • Ingiltere hem Dogu Akdeniz'e, Hindistan yoluna, Iran, Irak ve Kuveyt petrollerine egemen olmak, hem de emperyalizme bas kaldirmis olan Türkleri, dunya Muslumanlari istiklal hevesine kapilmasinlar diye iyice cezalandirmak, Sevr Antlasmasiyla da bir daha bas kaldiramayacak hale getirmek istiyordu. Bunu gerceklestirmek icin Yunanlilari kullaniyordu. Yunanlilarin arkasinda Ingiliz emperyalizmi durmaktaydi. Bilinen, bilinmeyen kisa ve uzun vadeli Ingiliz cikar ve hesaplari icin akacak Yunan kaninin bedeli olarak Yunanistan'a, Izmir ve Dogu Trakya'yi vermişti.

    Demek ki Sakarya'da tam bağımsızlık isteği ile emperyalizm çarpışacaktı. Bunun içindir ki bu savaş yalniz Turklerin degil butun mazlum milletlerin savaşı olacaktı.
    Yunanlilar Izmir ve cevresi ile Dogu Trakya'dan baska, Istanbul'a da sahip olmak istiyorlardi. Bunun gerceklesmesi icin Sevr Antlasmasi'ni Ankara'ya zorla kabul ettirmek zorundaydilar.

    Demek ki Sakarya'da Misak-i Milli ile buyuk Yunan ülküsü de carpisacakti.
    Bu savasta milliyetcilerin yenilmesini bekleyen ve isteyen bazi Osmanlilar da vardi: Padisah, padisahcilar, hilafetciler, yobazlar, isbirlikciler, casuslar, hainler ve ayrilikcilar. Bu gafil, dar, sıg, hain kafalari yetistiren duzen de yasayabilmek icin umidini Yunan galibiyetine baglamisti.

    Demek ki aydınlığa cikabilmek icin Sakarya'da bu kara duzenin umidini kirmak gerekiyordu.
  • Kainat'ın Efendisinin hayatını muhtasar olarak,şiir şiir başka tabirle ilmek ilmek örmüş, ve kendi tabiriyle hasret derecesini termometrelere ifade ettirmekten aciz olduğu bir ruh çilesi içinde 1960-61 hapsinde yazılmaya başlanıp on yıl arayla tamamlandı.Eserin 63 levhadan(şiirden)oluşması ince bir fikrin zuhuru.Sonunda yayınladığı vasiyeti ise ayrı bir kitap mevzusu.
    Beni de Allah ve Resul aşkının yanık bir örneği ve ardından bir takım sesler bırakmış divanesi olarak arada bir hatırlayınız hitabına karşı,sesleniyorum bende;
    Ana hatlarını çizdiğin Büyük Doğu'yuson derece dikkat ve gerektiği yerde yanlışını tashihle taşıyacak gençlik gelmek üzeredir.
    Okuyun okutun mukaddesata susamış gençliğe bu narin eseri.
  • Günümüz dünyasının en büyük, uygar beyinlerinin ve vicdanlarının tezahürü ve adı Birleşmiş Milletler Örgütü olan bir yerde, yani bugün bütün insanlığın kendini gösterdiği ve tanıttığı bir ortamda, “ Çöllerde yersiz yurtsuz, sığınaksız bir halde çadırlarda yaşayan kadınların ve çocukların bombalanmasının yasak edilmesi” konusunda bir tasarı sunuluyor ve tasarı reddediliyor. Kendisi bu eylemi yapmak isteyen birisi bu tasarıyı reddetmiyor, Batı bu tasarıyı reddediyor. Bir başkası, bir yerleri bombardıman ediyor. Bir zamanlar yerleri yurtları, vatanları olan ve şimdi oradan çıkarılmış bulunan o zavallı kadınların, çocukların ve yaşlıların bir günahı yok; söyleyin onları bombalamasınlar, diye bir rica geliyor. Diyorlar ki: “ Hayır, olmaz! Bombalayın, vurun!” Cengiz'e bile rahmet okutuyorlar!!!

    Yirminci yüzyılın vicadanı budur. Birleşmiş Milletler Örgütü'dür. İnsan Hakları Bildirgesi'nin onaylandığı yerdir. Bu yüzyıl, hayvan hakları için, hayvanların korunması ve savunulması için koca koca kurumların oluşturulduğu bir yüzyıldır. Bu yüzyıl, ruh inceliğinin ortaya çıktığı bir yüzyıldır. Bazen sadece bir tek insanın, bir tek kişinin sosyal hakları yara aldı diye bütün dünyanın sarsıldığı bir yüzyıldır. Oysa bazen bugün var olan, hatta iki üç bin yıldan beri var olan bir millete, ertesi gün yok denilmektedir. Hem Doğu hem Batı onun kökünden budanması için birilerine silah vermektedir. Bu işler yirminci yüzyılın işleridir. Akılda ve rasyonel görüşte gelişmiştir. Öyle ki Ay küresine gitmeye karar vermekte ve gitmektedir. Birkaç yıla kadar Mars'a gitmek için proje sunmakta ve tam zamanında gitmektedir. Venüs'ün ve Neptün'ün çevresinde dolaşarak geri dönmektedir. İşte bu güçtür, akletme gücü!
    Ali Şeriati
    Sayfa 134 - Fecr