Çünkü aşk, nihayetinde, insan olmanın en eski teknolojisidir. Ve onun kullanım kılavuzu, algoritmalarda değil, suskunluğumuzun derinliğinde, bakışımızın dürüstlüğünde ve “buradayım” diyebilme cesaretimizde...
Modern çağ bize aşkın haritasını değil, filtrelerini sundu. Gerçek olan ise, haritasız çıkılan ve iki kişinin birlikte çizdiği bir yolculuk. Bu yolculuğun dili, ‘beğeni’ler değil, emek; ‘takip et’ değil, yanında yürüme cesaretidir.