Gözlerimi kapatıp, pürüzlü yastıklara ve sert yatağa uzandım. Sinsi bir düşüncenin beni ele geçirmesine izin verdim. Yalnızlığımı azaltmaya ihtiyaç duyduğumda kendime verdiğim küçük bir şeydi bu.
Hoşlandığım çocuğun anısı.
Abimin en iyi arkadaşı.
Nathaniel Shawn Hagen.
Bir gün hayatımın iyi olup, ertesi gün her şeyimi kaybetmeme hâlâ inanamıyordum.
Göğsüm sıkışmış, yumruğumu göğüs kemiğime sürttüm. Akşam yemeği yemem gerektiğini biliyordum. Ama her zamanki gibi, aç değildim. Hiçbir zaman aç olmazdım.
Georgie, güce ihtiyacın var.
Ne için? Gözlerimi kapattım. Yaşamaya değer hiçbir şeyim yoktu.
Her gün, sarayım ve ben büyümüzü kullanarak
alacakaranlığı olabildiğince uzatıyorduk, ama gece en son bizim sarayımıza gelse de, her zaman gece geliyordu. En azından yıldızlar parlıyordu, parlak gümüş mavisi ışıklarıyla Gece Sarayı'ndan güçlü bir saldırı belirtisi olmadığını doğruluyorlardı.
Henüz.
Ama onlara zaman tanıyın. Yakında saldıracaklardı, ya yıldızları
gizleyen sihirleriyle açıkça güç gösterisi yaparak ya da sessiz bir saldırı ile, alarmları tetiklememek için geceler boyunca yavaşça hazırlayarak.
Donmuş taşların üzerine uzanmış, kadife üzerinde elmaslar gibi parıldayan, inanılmaz büyüklükteki açık mavi yıldızların bulunduğu
kapkara gökyüzüne bakıyordum. Nefesim buğulanıyordu.
Yüzümü buruşturarak, kot pantolonlu dizlerimin üzerine çöktüm ve nefes nefese kaldım. Siyah metal direklere asılı meşaleler, ışıklarını taş döşemelere yansıtıyordu. Sanki ortaçağdan k alma bir kalenin
avlusuna düşmüş gibiydim. Ne oluyor?
"Orada! Bir davetsiz misafir!"