Zen'de, "Dağlar dağdır, sonra dağ değildir, sonra yine dağdır" deyişi, algının aşamalarını gösterir: İlk başta sıradan algı, sonra boşluk farkı, sonunda huzurlu kabul...
"Felsefedeki gerçekten ilginç tek soru şudur: Sonsuz bir evrende, bu kadar kırılgan ve geçici bir hayatın anlamı ne olabilir?
Bence cevap şu paradoksta gizli: Fiziksel olarak tamamen önemsiziz, evet…
Dünya, Samanyolu’ndaki 400 milyar yıldızdan sadece birinin etrafında dönen küçük bir gezegen.
Samanyolu da evrendeki yaklaşık 2 trilyon galaksiden yalnızca biri.
Yani evet, inanılmaz derecede küçüğüz.
Ama bir de şu açıdan bakalım: Bizler, milyarlarca yıl önce yıldızların içinde pişmiş atomlardan oluşan varlıklarız.
Ve bu atomlar öyle bir düzen içinde bir araya gelmiş ki, evrenin kendisi sayesinde kendisini anlayabilen, düşünebilen, hissedebilen bir yapı ortaya çıkmış.
Yıldızların kalbi olan şeylerden doğmuş birkaç element, bir anda müzik bestelemeye, şiir yazmaya, evreni sorgulamaya başlamış.
O zaman asıl soru şuna dönüşüyor:
Bu mucize başka kaç yerde gerçekleşti?
Belki de hiçbir yerde.
Ve eğer öyleyse, fiziksel küçüklüğümüze rağmen bu gezegen, yüz milyonlarca ışık yılı mesafedeki tek değerli yer olabilir.
Evrendeki en kıymetli nokta burası olabilir.”
Dünyanın görünüşlerinden, seslerinden, kokularından ve karşıma çıkardığı şeylerden ben kendi varlığımı örerim. Uyanık ve duyarlı olmalıyım; öyle ki, bir oluş halindeki benliğim sürekli büyüyüp uzayabilsin.
Bütün canlılar, doğaları gereği bencildirler. İnsanlarda görülen aydınlanmış bencillik(gelecekteki daha büyük haz için şimdi acıya katlanmak), ilerlemenin ve düzenin temelidir.