uysallığa çok alışmış ve bir aralık öfkelenip, karşı koymaya, kararlı ve tutarlı davranmaya kalkışan zayıf ve basit karakterli insanlar için, kararlılıklarının ve tutarlılıklarının asla aşamayacağı bir ara çizgi, bir sınır vardır. karşı çıkmaları önce çok şiddetli olur. hatta şiddet çılgınlık derecesine kadar varır. gözlerini sımsıkı kapatıp karşılarına çıkan engellere saldırırlar ve kaldıramayacakları yükleri omuzlarlar. ama belli bir noktaya gelince, kendi kendilerine şaşarlarve yıldırım çarpmış gibi durup kendilerine o korkunç soruyu sorarlar :"ne yaptım ben?" sonra hemen gevşerler, sızlanmaya başlarlar, açıklamak isterler, diz çöküp bağışlanmayı dilerler, herşeyin eskisi gibi olmasını isterler!...
köpekleri başından kovalayan pavel aleksandrovich, küfürler edip, kaderine lanetler yağdırarak, kürkünün eteğinde yırtıklar, ruhunda inanılmaz bir sıkıntı yüküyle caddenin köşesine kadar topallaya topallaya gittiğinde yolunu kaybettiğini anladı. bilirsiniz, insan bilmediği bir semtte özellikle gece yarısı yanlış bir yola sapacak olursa asla doğru yolu bulup çıkamaz ; ancak içinden bir güç onu karşısına çıkan ilk ara sokağa sapması için dürter sanki. pavel aleksandrovich de bunu gerçekleştirdi ve kayboldu "ah şu kahrolası yüce fikirler!" diyerek yere tükürdü.
nedense bunlar pavel aleksandrovich'i kızdırmaya başlamıştı. bu pek iyiye işaret değildi, çünkü insan ancak işleri yolunda gittiği zaman çevresinde ki şeyleri ışıl ışıl ve güzel görür