Kanatlar çırpılmadıkça işe yaramaz, hatta zamanla bacaklara yük olmaya başlar. Sürekli "bana yazık oldu" diye düşünen insanlar da böyledir. Oysa psikoloji bize şunu söyler: Çırpınmadan uçmaya çalışmak, konfor alanından çıkmadan ilerlemeyi ummak boş bir hayaldir. Varaka b. Nevfel'in Efendimiz'e yolun başında söylediği şu söz bunu çok açık gösterir: "Evet, senin getirdiğini getiren hiçbir peygamber yoktur ki düşmanlığa uğramasın ve yurdundan çıkarılmasın." Yani kanatlarını açıp uçmaya niyet edenin, peygamber olsa bile bedel ödemeden yükselebilmesi mümkün değildir.
Peki, kanatlarımızı çırptığımızda hedefimize mutlaka ulaşacağımızın garantisi var mıdır? Elbette hayır. İşte bu noktada devreye girer tevekkül. Çünkü çırpılan kanadın işe yaraması için gerekli milyon şartın hiçbiri bizim kontrolümüzde değildir. Sadece kendimize dayanmakla yetinmemiz nasıl mümkün olabilir ki?
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Güven ve sabır denilen iki anahtar kavrama bağlıdır (Kehf, 67-79). İyi sonlara kavuşmanın en önemli şartı sabır ise, sabrı korumanın şartı da iyiliğe güvenmektir. İyiliğe güvenmek, olan biteni hayra yormak, yoldan çıkarmak için uğraşanlara kapılmadan niyeti sağlam tutmak demektir.
Elmalı'nın tespitiyle, "En büyük zannedilen gamları unutturacak kanlar vardır; Allah bir lahza içinde mağluplara galip, mahzunları memnun eder. Bazen de bir acıyı unutturmak için yeni acılar verir."
Kızgınlık ve kırgınlıkla uçlara savrulmanın pek çok haksızlığı beraberinde getireceğini bilen Efendimiz, yolun sonunda pişman olmamak için sevgi ve nefretin aklımızı örtmeyecek ölçüde yaşanmasını tavsiye eder:
"Sevdiğini ölçülü sev; belki bir gün düşmanın olur. Nefret ettiğine de ölçülü davran; belki bir gün dostun olur."
mahbubun mahbud gibi sevilmemesi gerekir. Sevdiklerimize, yakınlarımıza bağlı olmakla; onlara bağlı hâle gelmek arasındaki farkı iyi görmek ve hiçbir yaratılmışa bağımlı olmamaya özen göstermek durumundayız.
Aşırı sevgide olduğu gibi, aşırı nefrette de durum aynıdır. Bir şeye karşı nefretimizi canlı tuttukça aslında ona olan ilgimizi de canlı tutar; zihnimizi, enerjimizi ve vaktimizi farkında olmadan ona hasretmiş oluruz.