Ahmet Arif'in bazı mektuplarının ilk cümleleri...

...
Leylâcım
Merhaba.

Canım,
Mektubun geldi.

Canım,
Ne güzel kızsın sen!

Sevgili Canım,
Geldi. Mektubun...

Leylâ usta,
Ellerinden öperem, nasılsan?

Merhaba,
Bu ara yazamadım, bağışla!

Leylim,
Çıktın en sonu kutudan!

Merhaba,
Yeniden sana yazabilmek...

Canım Leylâm.
Bu sıra yazmaz oldun gene.

Sevgili Leylâ,
Eyicene bir dellendim.

Canım Leylim,
Şimdi geldi mektubun.

Leylim,
Geldi mektubun.

Sevgili Canım,
Galiba, tek çıkar yol sana durup dinlenmeden yazmak.

Leylâcık,
Bazıları öyledir, okumazlar, ciddi düşünmezler.

Leylâ,
Dün gece seni aradım, telefonla.

Leylâ, Dost,
Ne âlemdesin?

Leylım Canım,
Mektubuna şaştım.

Sevgili Canım,
Mektubunu almıyaydım çıldıracaktım.

Leylım,
Korkunç bir kış bu, kar diz boyu.

Leylım Canım,
Nicesin? Özledim...

Sevgili Leylâ,
Bir mektubun geldi.

Leylim benim,
Mektubuna nasıl hasrettim bilir miydin?

Canım Leylâm,
Gecikmemi bağışla.

Sevgili ve Aziz bir tane Leylâ,
İlettiğin kazağı aldım.

Leylacığım,
Gene suskunluklara, iyi saatte olsunlara karıştın!

Sevgili Leylâ,
Nettin anam?

Canım Benim,
Bilir misin, "canım" dediğimde içimden canımın çıkıp sana koştuğunu duyarım hep.

Çok Aziz ve Biricik Dost!
Hiçbir şey sormayayım en iyisi. Ödüm kopuyor, hastasın diye.

Leylim,
Yok haber.

Karıma Altıncı Evlilik Yıldönümü Armağanı
silahımsın
başım havalarda gezerim
en yıkık günlerimde bile

atımsın
ölümü çiğnetmedin düşmana
karanlıkta kurşun yağarken üstüme

karımsın
dölümü paylaşan tarlamsın benim
kollarımda uyuttuğum geceler seni
göğsüne sığındığım geceler senin
öfkemi bir tabanca gibi denediğim geceler sende
kulaç atmışcasına Kızılırmak'ta
yorulup düştüğüm geceler senden
ve ilk görüyormuş gibi baktığım gözlerine
kızıltılı sonbaharlar
alabulut yazlar
tren tren yolculuklar

seni ben
ekmek paramız olmadığı günlerde de gördüm, yiğittin.
seni ben
korkunun kara tırnaklı elleri
bileklerime bir hayalet gibi sarıldığı
günlerde de gördüm, yiğittin.
seni ben
zorlayıp o peygamber köşkünün kapılarını
hücreme temiz çamaşır ve sigara ve selam
yolladığın günlerde de gördüm, yiğittin
bir çift ateş karanfil
bir dost kitap
ve bir bardak su gibi beklediğin günler de
oldu
hasta yatağımın başucunda, yiğittin.

soframızda kuşsütü balık yumurtası yoksa da
işçi ellerinin tadı
aydın gözlerinin balı var
ne zaman kekik koksa
gül koksa çamaşırlarım
elma erik ceviz zeytin portakal
anam koksa çamaşırlarım
ucuz çamaşırlarım
ucuz sabunlarda ellerini anımsarım

ellerin
canım karım ellerin
yaban güllerine mısırlara pırnallara değen
ellerin
ellerin
canım karım ellerin
iki taştan bir undan eden ellerin
ve göller bölgesinin gül bahçelerinden
gül toplar gibi haziranda (şafakta)
çetin kitaplardan bal toplayan ellerin

canına okumuşlar ekmeğimizin
zincire yatırmışlar delikanlı günlerimizi
kan etmişler ellerimizi düşlerimizi
canım gülüm
kan

gayri bize ölüm yok

kavgayı
şiiri
ve seni çok seviyorum.

Hasan Hüseyin Korkmazgil

canım anam
Benim annem güzel annem. Mekanın cennet olsun. <3 Tüm güzel yürekli fedakâr, cefakâr, merhametli annelerin günü kutlu olsun.

Simurg (ϜϓſϞ), bir alıntı ekledi.
05 May 18:45

“Bet bereket vardı anam… Bet bereket vardı… Yiyeceğin sözü mü olurdu? O canım fasulyeler, nohutlar, börülceler… Ya pirinç pilavları?”

Ekmek Kavgası, Orhan KemalEkmek Kavgası, Orhan Kemal

Kufe'de zulüm vardı.
Kufe'de ölüm vardı.
Öyleyse durmamalıydı, yola çıkılmalıydı.
Yola çıktı Hüseyin.
Bütün ısrarlara rağmen yola çıktı.

"Gitme" dedi İbn-i Abbas.
"Gitme Hüseyin.
Kufe'den ölümün kokusunu alıyorum.
Anam babam canım sana kurban olsun gitme.
Gitti Hüseyin..."
Dinlemedi kimseyi.
Kardeşlerinin mektuplarına mektup yazmadı,
kaderine ölümü yazdı, alnına şehadeti. Gitti Hüseyin.

Mihemedê NOJDAR, Siracü'n-Nur'u inceledi.
 29 Nis 18:48 · Kitabı okudu · 60 günde · Beğendi · 10/10 puan

Kitabı hüzünlü ve gözleri nemli olarak bitiriyorum. Üstad hazretleri 1944 yıllarında denizli hapsinde su-i kasetle zehirlendirilir ve bir vasiyetname yazar. Talebesi Hasan Feyzi abi vefat haberi almış gibi ağlayıp mersiye yazar. Anam babam ve tatlı canım sana feda olsun üstadım diyerek başlar ve devam eder. Bu samimi dua ile üstad yerine vefat eder. Şehid sayılmıştır.

Bu Siracü'n-nur eseri derleme bir kitap, farklı olan kısım ise başka hiçbir yerde geçmeyen yukarıda bahsetmiş olduğum Hasan Feyzi abinin mersiyesidir. Bu eser tenvir neşriyat yayınlarında Latin harflerle basılmış. Başka bir yayınevinde bulamadım. Başka yayınevlerinde Osmanlıca olarak bulunuyor.

İçerik olarak diğer kitaplardan derlenmiş:
3. Şua münacaat
25. Lema hastalar risalesi
17. Mektub çocuk taziyenamesi
26. Lema ihtiyarlar risalesi
21. Mektub ukuk-u valideyn
4. Şua
13. Lema hikmetül istiaze
33. Söz 33 pencere
Denizli müdafaası
5. Şua deccal ve kıyamet alametleri ile ilgili hadislerin yorumu
Hasan Feyzi nin mersiyesi

MUSTAFA YILDIZDOĞAN-MEKTUP ŞİİRİ
Ya işte böyle gözüm, bakıyorum da şunlara , şaşıyorum. Canım sıkılıyor, Allah canımı alsın. Zengin babaları sayesinde, lüks arabalarla, gündelik sevgili değiştiren, aşkı ve sevdayı iki öpücük zannedenlere kızıyorum. Kızdığım gibi de acıyorum. Bana ne diyemiyorum işte. Takıyorum kafama. Bölüyorum uykularımı. Çünkü bu gençlik bizim bizim.. Anlat anlat diyorsun ya ikide bir, yaralı yüreğimle yaralamak istemezdim seni. Ama sevda ne demek, ama gönül ne demek, vefa ne demek ve ben seni nasıl sevmişim vay vay ki vay. Ben , insanların toprakla haşır neşir olduğu, çocuklarına helal lokma için terlerini toprağa akıtan,eli nasırlı mı nasırlı, yüzü güneş yanığı, gönlü ezelden yanık, güneşin toprakla öpüştüğü, buram buram dert, buram buram hasret, buram buram sevda kokan, hürriyet sevdalısı milyonlarca gençten biriyim. Anam, abdestsiz göğsünü vermemiş bana,ola ki Allah'a ola ki Vatana, ve ola ki sevdiklerine ihanet eder diye. Anamın ak ve helal sütünden midir nedir? Vefasızlığın v' si yoktur kitabımızda. Hele güzelim sevdiğini yarı yolda bırakmak nankörlüğün ve namertliğin en adisi budur işte. Gönül dersen gönül, yürek dersen yürek, aşk dersen aşk, bırak duygularımı yüreğimde. Yüreğimde bul kendini. Gel gör ki nasıl sevmişim seni, vah vah. 18'inde deli taylara benzer kızlarımız, geçit vermez yüce dağ gibi heybetli, şahin bakışlarında mertlik ama yufkadır yürekleri. Onlar ki sevdiklerine toprak kadar vefalı onlar ki sevdiklerine gün gibi, güneş gibi sadık, kardelen çiçekleri kadar sabırlı, ki onlarda iffet, ki onlarda edep. Onlar sevdiler mi başka severler güzelim. 21.asırda ne Karacaoğlan' ı ne Köroğlu' nu ne de Ferhat'ı aratır yiğitlerimiz. Gönül, bu ya hep ulaşılmaz, erişilmez dallara bağlanır. Çile ise çile dert ise dert, pes etmek mi asla. Ve yiğitliğin kitabı yazılmaz gülüm. Yiğitlik yürekte gönülde gizlidir. Yiğitlik sadece bilekte değil. Bizi biz eden bizi farklı kılan bu düşüncemiz bu gönlümüz. Çünkü biz sevdiğimizi iki öpücük niyetine değil, Allah'ın bir emanet kuşu bilip,bir ömür boyu aynı yastıkta bir ömür sürmek için severiz. Ben sevdiğime gel dediğim vakit dağları yırtıp gelen, git dediğim vakit kaşlarını çatmadan, arkasına bakmadan gidendir. Zannetme ki korkudan, edepten, gönülden, sevgiden. İşte güzelim, diyorum ya iki de bir, gönül dersem gönül, yürek dersem yürek, aşk dersem aşk, bırak duygularımı yüreğimde, yüreğimde bul kendini. Gel gör ki nasıl sevmişim seni vah vah.

HAZİRANDA ÖLMEK ZOR

orhan kemal'in güzel anısına

işten çıktım
sokaktayım
elim yüzüm üstümbaşım gazete

sokakta tank paleti
sokakta düdük sesi
sokakta tomson
sokağa çıkmak yasak

sokaktayım
gece leylâk
ve tomurcuk kokuyor
yaralı bir şahin olmuş yüreğim
uy anam anam
haziranda ölmek zor!

havada tüy
havada kuş
havada kuş soluğu kokusu
hava leylâk
ve tomurcuk kokuyor
ne anlar acılardan/güzel haziran
ne anlar güzel bahar!
kopuk bir kol sokakta
çırpınıp durur

çalışmışım onbeş saat
tükenmişim onbeş saat
acıkmışım yorulmuşum uykusamışım
anama sövmüş patron
ter döktüğüm gazetede
sıkmışım dişlerimi
ıslıkla söylemişim umutlarımı
susarak söylemişim
sıcak bir ev özlemişim
sıcak bir yemek
ve sıcacık bir yatakta
unutturan öpücükler
çıkmışım bir kavgadan
vurmuşum sokaklara

sokakta tank paleti
sokakta düdük sesi
sarı sarı yapraklarla birlikte sanki
dallarda insan iskeletleri

asacaklar aydemir'i
asacaklar gürcan'ı
belki başkalarını
pis bir ota değmiş gibi sızlıyor genzim
dökülüyor etlerim
sarı yapraklar gibi

asmak neyi kurtarır
sarı sarı yaprakları kuru dallara?
yolunmuş yaprakları
kırılmış dallarıyla
ne anlatır bir ağaç
hani rüzgâr
hani kuş
hani nerde rüzgârlı kuş sesleri?
asılmak sorun değil
asılmamak da değil
kimin kimi astığı
kimin kimi neden niçin astığı
budur işte asıl sorun!

sevdim gelin morunu
sevdim şiir morunu
moru sevdim tomurcukta
moru sevdim memede
ve öptüğüm dudakta
ama sevmedim, hayır
iğrendim insanoğlunun
yağlı ipte sallanan morluğundan!
neden böyle acılıyım
neden böyle ağrılı
neden niçin bu sokaklar böyle boş
niçin neden bu evler böyle dolu?
sokaklarla solur evler
sokaklarla atar nabzı
kentlerin
sokaksız kent
kentsiz ülke
kahkahanın yanıbaşı gözyaşı

işten çıktım
elim yüzüm üstümbaşım gazete
karanlıkta akan bir su
gibi vurdum kendimi caddelere
hava leylâk
ve tomurcuk kokusu
havada köryoluna
havada suçsuz günahsız
gitme korkusu
ah desem
eriyecek demirleri bu korkuluğun
oh desem
tutuşacak soluğum
asmak neyi kurtarır
öldürmek neyi
yaşatmaktır önemlisi
güzel yaşatmak
abeceden geçirmek kıracın çekirgesini
ekmeksiz yuvasız hekimsiz bırakmamak

ah yavrum
ah güzelim
canım benim / sevdiceğim
bitanem
kısa sürdü bu yolculuk
n'eylersin ki sonu yok!
gece leylâk
ve tomurcuk kokuyor
uy anam anam
haziranda ölmek zor!
nerdeyim ben
nerdeyim ben
nerdeyim?
kimsiniz siz
kimsiniz siz
kimsiniz?
ne söyler bu radyolar
gazeteler ne yazar
kim ölmüş uzaklarda
göçen kim dünyamızdan?

asmak neyi kurtarır
öldürmek neyi?
yolunmuş yaprakları
ve kırılmış dallarıyla bir ağaç
söyler hangi güzelliği?
kökü burda
yüreğimde
yaprakları uzaklarda bir çınar
ıslık çala çala göçtü bir çınar
göçtü memet diye diye
şafak vakti bir çınar
silkeledi kuşlarını
güneşlerini:
«oğlum sana sesleniyorum işitiyor musun, memet,
memet!»
gece leylâk
ve tomurcuk kokuyor
üstümbaşım elim yüzüm gazete
vurmuşum sokaklara
vurmuşum karanlığa
uy anam anam
haziranda ölmek zor!

bu acılar
bu ağrılar
bu yürek
neyi kimden esirgiyor bu buz gibi sokaklar
bu ağaçlar niçin böyle yapraksız
bu geceler niçin böyle insansız
bu insanlar niçin böyle yarınsız
bu niçinler niçin böyle yanıtsız?
kim bu korku
kim bu umut
ne adına
kim için?


«uyarına gelirse
tepemde bir de çınar»
demişti on yıl önce
demek ki on yıl sonra
demek ki sabah sabah
demek ki «manda gönü»
demek ki «şile bezi»
demek ki «yeşil biber»
bir de memet'in yüzü
bir de güzel istanbul
bir de «saman sarısı»
bir de özlem kırmızısı
demek ki göçtü usta
kaldı yürek sızısı
geride kalanlara

nerdeyim ben
nerdeyim?
kimsiniz siz
kimsiniz?

yıllar var ki ter içinde
taşıdım ben bu yükü
bıraktım acının alkışlarına
3 haziran '63'ü
bir kırmızı gül dalı
şimdi uzakta
bir kırmızı gül dalı
iğilmiş üzerine
yatıyor oralarda
bir eski gömütlükte
yatıyor usta
bir kırmızı gül dalı
iğilmiş üzerine
okşar yanan alnını
bir kırmızı gül dalı
nâzım ustanın

gece leylâk
ve tomurcuk kokuyor
bir basın işçisiyim
elim yüzüm üstümbaşım gazete
geçsem de gölgesinden tankların tomsonların
şuramda bir çalıkuşu ötüyor
uy anam anam
haziranda ölmek zor!



Hasan Hüseyin

Aslında benim kahramanlarım, olayların başından sonuna kadar ciddiyetini koruyamaz , daima cıvıtır. Ben de mi öyleyim acaba ? bilemedim. Hallederiz hayatım. Aman canım dert ettiğin şeye bak. Sıkıntı yok ben hallederim (halledemedim). Sen bana bırak. Boşver kız aldırma. İşten güçten (oyundan) elim değmedi anam, boşver ölmeyecek miyiz. Canım neyse ne. Olan olmuş ,bundan sonrasına bak. ( sonrası da lacivert.) Ye iç keyfine bak, İçen de ölüyor, içmeyen de (İçmeyen ölümsüzlük hakkı kazanmıyor muydu?) bu cıvıklığın, boşvermişliğin sonu yok (bende de).