Sabahleyin Suphi gözünü açtığı zaman Ürani çay hazırlamakla meşguldü. Suphi hafızasını yokladı; olup bitenleri hatırlamaya başladı. İşte burada duran güzel kadının vuslatının zevkine ne kadar kolaycacık erişmişti. Hâlbuki öte tarafta sevgili bir dost, kim bilir ne heyecanlar içindeydi. Ah taş yürek! Zavallı Sırrıcemal bu gece ne kadar düşünmüş, ne kadar ağlamıştır... Hâlbuki düşünen, ağlayan sadece Sırrıcemal miydi? Ah taş yürek, ah!
Çapkınlık veya sadakatsizlik hangi rasyonalizasyon kalıbına sokulursa sokulsun temelinde bir dürüstlük sorunu ve hak ihlalidir. Edebi ya da kurumsal tüm kılıflar sıyrıldığında geriye yalnızca bencilce bir doyumsuzluk kalır. Bu durum bizzat insanın kendi narsisizmini beslemek için başkalarının hayat alanını ve duygularını işgal etmesidir. İlişkileri yasal veya geleneksel kılıflara uydurarak çok eşliliği meşrulaştırmaya çalışmak bireyin fetih arzusunu toplumsal bir zırhla koruma çabasıdır. Yapısal bir güvenceye sığınmak eylemin özündeki narsist sömürüyü ve sadakatsizliği ortadan kaldırmaz. Karşı tarafı mutlu ettiğine inanarak hareket etmek ise psikolojik bir manipülasyon yöntemidir. Bir insanı kendi bencil amaçların için sadece bir araç olarak kullanmak ahlakın en büyük ihlalidir. Karşı tarafın rızasını veya hazzını manipülatif yöntemlerle yönetmek o eylemi asla masum kılmaz. Bir eylemin ahlaki değerini belirleyen şey onun etrafına örülen romantik hikayeler veya kurumsal kılıflar değil tarafların birbirine karşı gösterdiği samimi dürüstlüktür. Her iki durumda da karşısındaki insanı eşit bir özne olarak değil kendi fantezi dünyasının bir nesnesi veya sayısal bir hedefi olarak görme eğilimi vardır.