Li ser baskê çûkekî,
Hezar carî dimirim û hezar carî vedijim
Di zikê masîyekê de
Hezar carî dîl dibim û hezar carî azad dibim
Di çavên dayikekê de
Hezar carî ji dayik dibim û hezar carî dimirim
Di çavên bavekî de
Hezar carî hatim hezkirin û hezar carî hatim terk kirin
M.N.S
Rus edebiyatının kurucu dehası ve modern Rus nesrinin babası Aleksandr Puşkin’in ömrünün son yıllarında kaleme aldığı "Yüzbaşının Kızı", 18. yüzyıl Çarlık Rusyası’nı sarsan kanlı Pugaçov Ayaklanması’nı arka plan alarak, aşkın, sadakatin ve sarsılmaz bir onurun epik hikayesini sunan sarsıcı bir başyapıttır. Roman; aristokrat bir ailenin şımarık bir genci olarak orduya katılan Pyotr Grinyov’un, taşradaki ücra Belogorsk Kalesi’ne sürülmesi ve orada kale komutanının saf, mağrur kızı Maşa’ya sevdalanmasıyla başlar. Puşkin; bu iki gencin saf aşkını, kendisini Rus Çarı ilan eden Kazak isyancı Yemelyan Pugaçov’un başlattığı kanlı dehşet fırtınasının tam ortasına atar. Yazar; tarihi gerçeklikle edebi kurguyu dâhice harmanlarken, Pugaçov’u sadece gaddar bir katil olarak değil, adaletsiz düzene başkaldıran, kendine has bir vicdanı ve mertliği olan trajik bir lider olarak resmeder. Grinyov’un çara olan sadakati ile Pugaçov’a duyduğu insani saygı arasındaki o tehlikeli denge, romanda muazzam bir ahlaki sorgulamaya dönüşür. Puşkin’in o sade, süssüz ama adeta bir nehir gibi akan berrak dili; bu eseri sadakat, aşk ve insanlık onurunun Rus steplerinde yazılmış en görkemli destanı haline getirmiştir.
Düşünceler hızla akarken, bedenin hareketleri yavaşlar. O an, zamanın durduğu ve her şeyin belirsizleştiği bir andır. İnsan her şeyin kontrolünde olduğu vehmiyle malulken hayatın öngörülemezliği ve
"BEYAZ ZAMBAKLAR ÜLKESİNDE"
"Herkes hayatın ağırlığından, acılarından ve düzensizliğinden şikâyet ediyor ama kimse hayatı düzene sokmak ve daha iyi bir hâle getirmek için parmağını