Murat

Sıfır, o zamanki Başbakan Saraçoğlu Şükrü'ye yazdı-ğım ikinci açık mektupla fena halde sarsıldı. Parti grubunda da sert hücumlara uğradı. Hatta o gece sabaha kadar düşünüp sigara içmekten zehirlendi. Çünkü bir yandan "ah ebedî şef, millî şef diye dalkavukluk etmek, bir yandan da bu iki şefi nazmen hicvettiği için mahkûm edilen Sabahattin Ali'yi himaye etmek hiçbir suretle tevil olunur şey değildi. Bu darbeyle sersemleyen Sıfır ilk is olarak Sabahattin Ali'yi benim aleyhimde dâva açmağa kışkırttı. Arkasından da Boğaziçi Lisesi'ndeki öğretmen-liğime son verilmesi için bu lisenin müdürüne bir kâğıt yazdı. Sabahattin Ali, dâvayı Sıfırın ve Falih Rıfkı'nın kışkırtmasıyla açtığını gerek savcılığa, gerekse Orhan Şaik'e söylemiştir. Sabahattin'le olan duruşma sırasında, 3 Mayıs 1944 günü yapılan Ankara nümayişi, ona beklediği fırsatı verdi. Hem Türkçülüğün, hem de şahsımın düşmanıydı. Bir taşla iki kuş vuracaktı. Üstelik, nümayiş, hâdisesini istedikleri kalıba sokup anlatmak için iki de müttefik bulmuştu: Falih Rıfkı ve Ankara valisi Nevzat. Birincisi şahsen bana, ikincisi de Orhan Şaik'e düşman olduğu için birleştiler ve Türkçülere karşı bir Haçlı seferi tertip etti-ler. Öteki müttefikleri Sabit Noyon, Kâzım Alöç, Ahmet Demir, Cevdet Erkut, Yusuf Ziya Yazgan, Şinasi Turga (veya Tolga), Sait Köçek (veya Koçak) vesaire idi. 3 Mayıs 1944 nümayişini Devlet Reisine bir Nazi ihti-lâli şeklinde anlatanların başında "Sıfır" vardır. Çünkü Çankaya köşkünün davetsiz misafiri olduğu gibi polis tahkikatı yapıldığı sırada Ankara Valiliğine ve Emniyet Müdürlüğüne gelerek tahkikatla ilgilenen, hatta bazı sanıklara sorgu bile soran yine odur. Usul ve kanuna göre polis tahkikatı gizli yapılır. Ona kimse karışamaz. Böyle olduğu halde Sıfır bu işlere karıştı. Ve merhum reisi-cumhur başyaveri
Sayfa 172 - 173·Kitabı okudu
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Daha 1943 yılında, tesiri büyümeğe başlayan Türkçü yayına karşı alınacak tedbirleri görüşmek üzere kurulan komiteye Sıfır başkan seçildi. Hükümet, Türkçü yayını aşırı ve tehlikeli buluyorsa, Türkçülerin bir ihtilâl çıka-racaklarını sanıyorsa buna karşı tedbir almakta haklıydı. Fakat bir idare ve emniyet işi olan böyle bir meseleye Millî Eğitim Bakanının hangi hak ve selâhiyetle karıştığı izah olunamazdı. Kendisini oraya daha yüksek makamlar tâyin etmiş olsa bile "Sıfır" bu vazifeyi kabul etmekle selâhiyetini aşmış, vazifesini kötüye kullanmıştır. Belli ki Türkçülerle uğraşmak için fırsat kollayan Sıfır bu va-zifeye bizzat tâlib olmuş, gazelhanlık ve mevlûthânlık do-layısıyla gözde olduğu için de bu isteği kabul olunmuştur. Böyle bir komite seçilip başkanlığına Sıfırın getiril-diği hakkındaki rapor, eski İçişleri Bakanı Hilmi Uran imzasıyla Sıkıyönetim Komutanlığına gönderilip Irkçı-lar-Turancılar dosyasının başına konmuştur. Bu raporda menfi faaliyet (!) gösteren 47 şahıs olarak kalem sahibi bütün Türkçüler sıralanmış, aralarına birkaç da, Türkçü-lükle hiçbir ilgisi olmayan şahıs sokulmuştur. (1) (1) Rapordaki 47 Irkçı ve Turancı şunlardır. Cafer Seyidahmet Kırımer, Muharrem Feyzi Togay, Ali Genceli, Zeki Velidi Togan, Kadircan Kaflı, Azeri M. Altunbay, Abdülkadir İnan, Sanan Azer, Akdes Nimet Kurat, Nebil Buharalı, Samet Ağaoğlu, Caferoğlu Ahmet, Reha Oğuz Türkkan, Hüseyin Namık Orkun, Remzi Oğuz Arık, Mehmed Halid Bayrı, Bedriye Atsız, Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu, Hüseyin Hüsnü, Emir Erkilet, Müftüoğlu Mus-tafa Tatlısu, Sofuoğlu Zeki Özgür, Tevetoğlu Gülcan, Uluğ Turanlıoğlu, Ali Haydar Yeşilyurt, İzzettin Şadan, Nihâi Atsız, Tahir Akın Karauğuz, Mustafa Hakkı Akansel, Hakkı Yılanlıoğlu, Tesbihçioğlu, Tevetoğlu Ali Dursun Tibet, M. Şakir Ülkütaşır, Yusuf Kadıgil,
Sayfa 171·Kitabı okudu
Kür Şad, Temmuz 1947
Sıfırla Nasıl Tanıştım: Onunla 1928 veya 1929'da Pertev Naili vasıtasıyla tanıştım. O zaman Darülfünun talebesiydim. Pertev'in liseden hocası olduğu için arasıra evine giderdi. Pertev, o zamanki samimiyetimiz dolayısıyla beni ve Orhan Şaik'i de Sıfıra götürmüş, tanıştırmıştı. O sırada yegâne ihtilafi-mız Fuad Köprülü'nün Türk edebiyatındaki bilgisi üze-rindeydi. Hususî ve hissî bir meseleden dolayı Köprülü'ye düşman olan Sıfır onu çekiştirir, zımnen cehlini ileri sürer, biz de aksi tezi müdafaa ettiğimiz için arada tartış-malar olurdu. 1930'da Türkiyat Enstitüsü'ne asistan olduğum zaman ahbaplığımız yine devam etti. Enstitüye gelir, bana ve öteki asistan Abdülkadir İnan'a Türk edebiyatı hakkında bazı şeyler sorup öğrenir ve aramızda her hangi bir sızıltı ve münaferet olmazdı. Bilâkis herkesin nabzına göre şer-bet vermesini daha o zamandan beri bildiği ve meclisin-dekileri eğlendirmekte üstad olduğu için kendisinden hoşlanırdık. Sıfırın Bana Düşmanlığı: "Orhun"un 21 Mart 1934 tarihli beşinci sayısında yayınladığım bir yazı üzerine Sıfır bana düşman oldu. "Alaylı Alimler" başlığını taşıyan bu tenkit yazısı onun "Türk Edebiyatına Toplu Bir Bakış" adlı pek cahilane ve vahim hatâlarla dolu eserinin mahiyetini ortaya koyan sert bir makaleydi. Sertliğinin sebebi de bu kitabın lise-lere kabul olunacağı hakkındaki söylentinin günden güne büyümesiydi "Sıfır" o zaman Dil Kurumu'nda Türkçeyi tahrible uğraşan heyet arasında bulunduğu ve huzurda ga-zeller okuyarak göze girmiş olduğu için bu kitap hakika-ten liselerin resmî ders kitabı olabilirdi. Böyle bir faciayı önlemek için vicdanî bir vazife yaptım ve sert bir yazıyla işi açığa vurarak belki de hakikaten bir kültür trajedisini önlemiş oldum. İşte Sıfır bana bu yüzden düşman olmuş, hattâ o zaman beni mahkemeye vermek istemiş,
Sayfa 168 - 169·Kitabı okudu
Altın Işık, 1947
Bugün Türkiye'de bir Hasan Âli meselesi, daha doğrusu millete hesap vermeğe mecbur bir Hasan Âli vardır. Maarif Vekâletindeki sekiz yıllık icraatıyla umumun nefretini üzerine çeken bu adam gazete tenkitleriyle, mizahî hücumlarla ve kuşa çevrilmekle yaptıklarının hesabını vermiş sayılamaz. Gizli veya açık ikazlara aldırış etmeden yaptığı keyfi icraat için, sicilli komünistleri maarifin yüksek mevkilerine getirirken milliyetçileri vazifelerinden uzaklaştırdığı için, hattâ içişleri bakanının son konan mahut "Yurt ve Dünya" dergisini bu milletin parasıyla satın alıp himaye ettiği ve en haince maksatlarla çıkan bu dergiyi lise kütüphanelerine soktuğu için Hasan Âli Divan-ı Âlide hesap vermelidir. Sabık Millî Eğitim Bakanı kendisini masum sayıyor ve "Komünistleri himaye eden vekil'den bahsolunduğu zaman hayretle "o vekil ben miyim?" diye soruyor. Biz de onun bu hayretine hayret ediyor ve "acaba vekâlet sandalyesiyle birlikte zekâsını da mı kaybetti?" diye düşünüyoruz. Hasan Âli'nin, her şeyin pundunu bulan filozof zekâsı herhalde biraz körlenmiş, hiç olmazsa biraz sarsıntı geçirmiş olacak ki, Kenan Öner gibi tek başına Halk Partisi'ni allak bullak eden bir hukuk devi ile mahkeme salonunda boy ölçüşmeğe kalkıyor. Türkiye'nin en çok sevilen adamı olan Çakmakoğlu Müşür Fevzi Paşa Hazretleri'yle tartışmaya yelteniyor ve kendisini Ruzvelt'le bir tutarak bazı muhalifleri bulunmasının tabiî olduğunu iddia ediyor. Bunlar sekiz yıllık ikbal devrinin alışkanlıkları ve tatlı rüyadan henüz tamamiyle uyanmamış olmanın mahmurluğu olsa gerek. Kendisinin mahmurluk içinde daha fazla kalmasına müsaade etmeyeceğiz ve onun çok kullandığı tabiri kullanarak "Namuslu bir vatandaş sıfatıyla" aşağıdaki 10 madde hakkında cevap isteyeceğiz: Birinci madde: İşte size uzun bir manzumenin bir
Sayfa 161 - 163 ¹evet (farsça), ²ben tanrıyım·Kitabı okudu
216-394 yıllan arasında ise Türkeli'nde Siyenpi sülalesi hâkim olmuştur. Kunların yerine Siyenpilerin gelmesi Türkeli'nde yeni ve ayrı bir devlet kurulması değildir. Çünkü aynı toprakta kurulan ve aynı boylardan mürekkep olan devlette yalnız hâkim olan boy değişmişti. Kunlar da tamamiyle Siyenpilere tâbi olup Siyenpi adını almış-lardı. Bu hâkimiyeti tanımayan bir kısım Kunlar ise batıya çekilerek beşinci asırda Atila kumandasında Avrupa'yı titreten bir güç olmuşlardı ki o da tamamen yabancı sahalarda ve yabancı ekseriyetler üzerine kurulmuş bir devlet olduğundan Türk tarihinin Anayurt dışındaki kısmı mütalâa olunurken nazara alınmalıdır ve zaten bunun da ne kadar kısa sürdüğü malûmdur. 394-545'te Anayurt'ta Apar sülâlesi hâkim olmuştur. Bu sülâleden Tolun Kağan, Mete'den sonra Türkistan'ın ikinci büyük ıslahatçısı ve müceddididir. Kağan-Han unvanı da Tolun tarafından konulmuştur. Ondan önce hükümdarların unvanları Yabgu idi. Onun için dört ciltlik tarihte Kuşanların Kuşhanlar şeklinde yazılması yanlış-tır. Çünkü Han (aslı Kaan) unvanı Kuşanlardan epeyce sonra çıkmıştı.
Sayfa 127 - Orhun, 20 Şubat 1934·Kitabı okudu